Ana Sayfa Adil Yargılanma Hakkı Adil yargılanma hakkı nedir?

Adil yargılanma hakkı nedir?

-

Adil yargılanma hakkının kapsamı

Adil yargılanma hakkı kapsamında bir inceleme yapılabilmesi için yargılamanın “medeni hak ve yükümlülükler” ya da “suç isnadı” ile ilgili olması gerekir. Bu kavramlar, bireysel başvuru kapsamında “özerk” olarak yorumlanır. Bir hakkın, bireysel başvuru kapsamında adil yargılanma hakkı açısından incelenebilmesi için “medeni” hak niteliğinde olup olmadığı, ulusal hukuktaki sınıflandırmasına göre değil, hakkın içeriği ve etkileri dikkate alınarak belirlenir.

Bir başvuruda, adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönü bakımından inceleme yapılabilmesi, “iç hukukta tanınmış” ve “en azından ileri sürülebilir nitelikte” bir hak üzerinde uyuşmazlık bulunmasına bağlıdır.

Adil yargılanma hakkı kapsamında “Suç isnadı” kavramı, “yargılamanın iç hukuktaki sınıflandırması”, “yargılamanın niteliği”, “muhtemel cezanın derecesi ve ağırlığı” olmak üzere üç kriter dikkate alınarak yorumlanmalıdır.

Adil yargılanma hakkı ile sonuçtan çok yargılama süreci değerlendirilir. Dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamında içerik olarak adil bir karar verilip verilmediği değil, adil bir karar verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadığı tartışılır. Bununla birlikte AİHM’e göre derece mahkemeleri önyargısız olarak taraflarca sunulan görüşler, iddialar ve delilleri iyi incelemek yükümlülüğü altındadır. Açıkça hatalı bir karara varmak, başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma güvencesini ihlal edebilir.

Adil yargılanma hakkı yargılamanın bütün aşamalarında geçerlidir. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvenceler istinaf ve temyiz aşamalarında da geçerlidir.  Ayrıca bireysel başvuru değerlendirmelerinde yargılama süreci bir bütün olarak ele alınmaktadır.

Adil yargılanma hakkının Anayasa maddesi

Adil yargılanma hakkı esas olarak Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. maddesi şöyledir: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”

Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı mahkemeye başvurma hakkı, gerekçeli karar hakkı, kendi aleyhine delil sunmama hakkı, duruşmada hazır bulunma hakkı, masumiyet karinesi, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı gibi bazı hak ve ilkeler çerçevesinde incelenir.

Adil yargılanma hakkı ve ilkelerin bir kısmı açıkça Anayasa’nın başka maddelerinde de düzenlenmiştir. Örneğin Anayasa’nın 38/2 fıkrasında suçluluğu “hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifade edilen masumiyet karinesi 36. maddenin dışında düzenlenmiştir. Ayrıca adil yargılanma hakkı ile ilgili mahkemelerin bağımsızlığı Anayasa’nın 138. maddesinde, hakim tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin hükümler 139., 141/2-4 fıkralarında yer almıştır.

AYM kural olarak adil yargılanma hakkını AİHS’nin 6. maddesi kapsamında yorumlamaktadır. Ancak, salt vergisel uyuşmazlıklar bakımından AYM, AİHM’den farklı bir yaklaşım benimsemiştir. AİHM, vergi aslı bakımından ortaya çıkan uyuşmazlıkları adil yargılanma hakkı dışında değerlendirirken AYM bu tür uyuşmazlıkları mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirmektedir.

Adil yargılanma hakkı hangi Anayasal ilkenin sonucudur?

Adil yargılanma hakkı yargılamanın adil olmasını gerektiren Anayasal ilkenin sonucudur. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı birtakım alt ilkeleri de içermektedir. Adil yargılanma hakkı ile ilişkili bu ilkeler; mahkemeye başvurma hakkı, gerekçeli karar hakkı, kendi aleyhine delil sunmama hakkı, duruşmada hazır bulunma hakkı, masumiyet karinesi, bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı şeklinde sıralanabilir.

Adil yargılanma hakkı ve AİHS

Adil yargılanma hakkı, AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenmiştir. AİHS’nin 6/1 fıkrasına göre “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan … bir mahkeme tarafından… görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

AİHS’nin 6/1 fıkrasında adil yargılama hakkı ile ilgili genel ilke belirlenmiştir. AİHS’nin 6/1 fıkrasına göre yargılamanın;

  1. Kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde,
  2. Makul sürede,
  3. Açık/aleni ve
  4. Hakkaniyete uygun olarak yapılması gerekir.

Adil yargılanma hakkına ilişkin maddenin yorumunda; mahkemeye başvurma hakkı, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama, gerekçeli karar hakkı, delillere ilişkin ilkeler, hukuki kesinlik ilkesi, susma ve kendini suçlamama hakkı, duruşmada hazır bulunma ve etkili katılım haklarından yararlanılır.

AİHS’nin 6/2 fıkrasında masumiyet karinesi, üçüncü fıkrasında suç şüphesi altındaki kişinin haklarına yer verilmiştir. Üçüncü yer alan haklar şunlardır:

  1. Suçlamanın niteliği ve nedenleri hakkında bilgilendirilme hakkı,
  2. Gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı,
  3. Bizzat savunma ve müdafi yardımından yararlanma hakkı,
  4. İddia tanıklarını sorguya çekmek/ çektirmek ve savunma tanıklarını aynı şartlar altında dinletme hakkı,
  5. Ücretsiz tercüman hakkı.

AİHS’nin 6/2-3 fıkralarında adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan haklar, şüphelinin asgari haklarıdır. Dolayısıyla, suç şüphesi altındaki kişinin hakları sadece maddede sayılan haklarla sınırlı değildir.

Adil yargılanma hakkının unsurları

Adil yargılanma hakkının unsurları şöyle sıralanabilir:

  1. Mahkeme hakkı/Mahkemeye erişim hakkı,
  2. Yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkı,
  3. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı,
  4. Makul sürede yargılanma hakkı,
  5. Aleni yargılanma ilkesi,
  6. Asgari şüpheli/sanık hakları
  7. Masumiyet karinesi

Adil yargılanma hakkı ve AİHM

AİHM’e göre adil yargılanma hakkı demokratik bir toplumda öyle önemli bir yer tutar ki, bunun dar yorumlanması meşru görülemez. Diğer temel hak ve özgürlüklerden farklı olarak adil yargılanma hakkı, kişilere, hakkın kapsamına giren uyuşmazlıklara ilişkin yargılamalar yönünden “usuli güvenceler” sağlar. Adil yargılanma hakkı kapsamında, yargılamanın adil olup olmadığı, onun “bütünü” dikkate alınarak değerlendirilir.

Ulusal mahkemelerin hukuk kurallarına ve maddi vakıalara ilişkin hataları, temel hak ve özgürlüklerden birine müdahale teşkil etmedikçe bireysel başvuru ve adil yargılanma hakkı kapsamında incelenemez.

Ulusal mahkemeler, delilleri değerlendirme, maddi vakıaları kurgulama ve hukuk kurallarını yorumlama yönünden en iyi durumdadır. Bu nedenle, bireysel başvuru kapsamında, anılan mahkemelerin kararlarına, bunlar “keyfi” veya “açıkça mantıksız” olmadıkça ve bir bütün hâlinde yargılamanın adilliğini (adil yargılanma hakkı) etkilemedikçe bu hak kapsamında müdahale edilemez. Bireysel başvuru kapsamındaki hakların soyut ve teorik olarak değil, “uygulanabilir” ve “etkili” şekilde korunması gerekir. Bu ilke, demokratik bir toplumdaki önemli yeri dikkate alındığında bu hak yönünden özellikle geçerlidir.

Adil yargılanma hakkı bireysel başvuru

Adil yargılanma hakkı  bireylere yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetleme imkânı verir. Bireysel başvuruda esas olarak başvurucunun, yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediği, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara itiraz hakkı tanınmadığı, kendi delillerini, iddialarını veya savunmasını sunamadığı veya uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemelerinde dinlenilmediği, kararın gerekçesiz olduğu, ya da karara itiraz hakkının tanınmadığı gibi mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz takdir hatası veya açık keyfiliğe ilişkin ve bu çerçeve ile sınırlı bir değerlendirme yapılır.

Bireysel başvuru kapsamında adil yargılanma hakkının unsurları olarak kabul edilen AİHS’de ve AİHM kararlarından ortaya çıkan alt ilke ve haklar şöyle sıralanabilir: Mahkemeye başvurma hakkı, gerekçeli karar, kendi aleyhine delil sunmama, duruşmada hazır bulunma, masuniyet karinesi, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkı. Adil yargılanma hakkı  kapsamındaki bu ilkelerin ihlali durumunda Anayasa’nın 36. maddesine dayanılarak bireysel başvuruda bulunulabilir.

Anayasa’nın 36/1 fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir.

Mahkeme hakkı / Mahkemeye erişim hakkı nedir?

AİHS’e göre iç hukukta bir kanun yolu öngörülmüşse, mevcut olan bu yola başvurma hakkının da etkili bir biçimde kullanılabiliyor olması gerekir (Karakutsya/Ukrayna, B. No: 18986/06, 16.2.2017, § 44). Aksi halde mahkemeye erişim hakkı/mahkeme hakkı ihlal edilmiş olur.

Mahkeme hakkı/mahkemeye erişim hakkı, hak aramak için mahkeme önüne gidebilme olanağının (a) gerçekten, (b) fiilen ve (c) etkili bir biçimde mevcut olmasını gerektirir. Bununla beraber devletin mahkeme hakkı üzerinde birtakım düzenlemeler yaparak sınırlamaya gidebilir. Ancak mahkeme hakkına getirilen sınırlamanın (a) meşru bir amaç gütmesi, (b) hakkın özünü zedelememesi ve (c) güdülen amaçla orantılı olması gerekir.

AYM’ye göre ise adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamı taşımaktadır.

AYM, tıpkı AİHM gibi mahkeme hakkının adil yargılanma hakkının önkoşulu olduğunu belirtmiştir. AYM de mahkeme hakkının sınırlanabileceğini kabul etmiş ancak bu sınırlamanın (a) hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, (b) meşru bir amaç izlemesi, (c) açık ve ölçülü olması ve (d) başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerektiğini belirtmiştir.

Ayrıca bir davanın hangi mahkemede, hangi sürelere uyularak, nasıl bir usûl izlenerek açılacağına ilişkin belirsizlik bulunması hukuki kesinliği zedeler ve mahkeme hakkı ihlal eder. Nasıl bir yol izleneceği ve hangi usûli adımların atılması gerektiğine ilişkin iç hukukta yer alan usûli kurallar, hukuki kesinlik ilkesine uygun olmalıdır, başvurucuların iddialarının esasının bir mahkeme tarafından incelenmesinden alıkoymamalıdır.

Dava açmaya getirilen sınırlamalar mahkeme hakkını ihlal edebilir

Mahkeme hakkına/mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın AİHM’e göre

  1. Meşru bir amaç gütmesi,
  2. Hakkın özünü zedelememesi ve
  3. Güdülen amaçla orantılı olması gerekir.

AYM de adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme hakkının sınırlanabileceğini kabul etmiş ancak bu sınırlamanın

  1. Hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması,
  2. Meşru bir amaç izlemesi,
  3. Açık ve ölçülü olması ve
  4. Başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerektiğini belirtmiştir.

Mahkemenin yargı yetkisine yönelik sınırlamalar mahkeme hakkını ihlal edebilir

Mahkemelerin yargı yetkisine getirilecek sınırlamalar doğrudan mahkeme hakkının ihlaline neden olur. İdarenin eylem ve işlemlerinin yargı denetimi dışında olması, mahkeme hakkına aykırılık oluşturur. Hukuken mahkemeye başvuru hakkının tanınmış olmasının yanı sıra pratikte de ulaşılabilir ve etkili olması gerekir.

Yürürlükteki kurallara uygun olarak bir işleme ilişkin süreç devam ederken yasamanın yeni bir yasa yaparak işlemi askıya alması da mahkeme hakkını ihlal eder. Ayrıca, örneğin, devam etmekte olan bir davanın karşı tarafın lehine yasal düzenleme yapılması silahların eşitliği ilkesine de aykırılık oluşturur.

Özellikle, olağan olarak dava yolu açıkken, yasa çıkararak olağan yargı yolu sadece belirli kişilerin mahkemeye ulaşmasını engelleyecek şekilde fiilen ortadan kaldırılırsa mahkeme hakkı/mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olur. AİHM’e göre, taraf devletlerin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklar konusunda davalar açılmasını önlemek düşüncesi ile kanuni düzenleme yapması AİHS’nin 6. maddesi ile korunan hakları açıkça ihlal eder.

AİHM, Baka/Macaristan [BD] karında, Macaristan Yüksek Mahkemesi eski başkanının, görev süresi dolmadan, kabul edilen bir yasal düzenleme ile başkanlığına son verilmesi olayında, başvuruya konu uyuşmazlığı AİHS’nin 6. maddesi kapsamında değerlendirmiştir.

AİHM, Macaristan yasalarının başvurucuya bahse konu süre boyunca başkanlık yapma hakkı verdiğini, başkanın sadece belirli durumlarda başkanlıktan alınabileceğinin yasalarda öngördüğü, başkanlıktan alınması durumlarında dahi başvurucunun o dönemde mahkemeye erişme ve bu durumun hukuka uygunluğunu denetletme hakkının bulunduğu belirterek somut durumda medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin bir uyuşmazlık bulunduğunu ve bu uyuşmazlığın AİHS’nin 6. maddesinin kapsamına girdiğini değerlendirmiştir (Baka/Macaristan [BD], B. No:  20261/12, 23/6/2016).

Bahsi geçen kararda AİHM, yasal değişiklikle Yüksek Mahkeme Başkanının görev süresi dolmadan görevine son verilmesi ile başvurucunun bu konuda iç hukukta başvuracağı hiçbir merci kalmadığını ve mahkemeye erişim hakkının çıkarılan yasayla açıkça engellenmediğini dikkate alarak somut olaydaki uygulamanın hukukun üstünlüğü ilkesine de aykırı olduğunu vurgulamış, mahkemeye erişim hakkının engellendiğine ve AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkemenin etkili karar vermemesi mahkeme hakkını ihlal eder

Yargı yolu açık olmasına rağmen, ulusal mahkemenin önündeki yargılama sırasında, hem davadaki olaylar hem de hukuki konulara ilişkin tam bir yargı yetkisine sahip olmaması dahi mahkeme hakkını ihlal eder. Örneğin polis tarafından yapılan arama ve el koyma tedbirlerine ilişkin bir başvuruda AİHM, savcının eylemlerine karşı idare mahkemelerine başvurma olanağı olmasına rağmen, idare mahkemelerinin yetkisinin sadece hukukilik denetimi ile sınırlı olmasını ve bu tedbirleri uygun bulmamaları durumunda, kaldırma yetkilerinin olmamasını 6. maddenin ihlali olarak değerlendirmiştir (Veeber/Estonya (No: 1), B. No: 37571/97).

Benzer şekilde AİHM, bir davanın taraflarından birinin iddiasının maddi temelleri ulusal mahkeme tarafından incelenemediğinde mahkemeye etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini kabul etmektedir (Tinnelly ve Mc Elduff/Birleşik Krallık, B. No: 20390/92).

Anayasa’nın 36/2 fıkrasında yer alan, “hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” hükmü mahkemeye hem maddi hem de hukuki yönden önüne gelen davayı inceleme yükümlülüğü vermektedir. Mahkemenin sadece hukuki yönden değil maddi yönden de davayı ele alma yetkisini sınırlayıcı düzenlemeler Anayasa’nın 36/2 fıkrasına aykırı olacaktır. Bazı konularda yorum yapma yetkisi olmayan, yorum yetkisini bir idari kurum veya kuruluşa bırakan yargı yeri, AİHM tarafından bağımsız bir mahkeme olarak dahi görülmemektedir.

Bu çerçevede AYM, mahkemelerin yargı yetkisine ilişkin şöyle demektedir: “Mahkemeye erişim hakkı bireylerin yalnızca dava açabilme hakkını güvence altına almaz. Yargı mercilerince uyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınması ve karara bağlanması gerekir. Bu açıdan mahkemeye erişim hakkı uyuşmazlığın karara bağlanmasını isteme hakkını da içerir. Başka bir ifadeyle mahkemeye erişim hakkı, dava açma hakkı ile sınırlı olmaksızın taraflara dava (temyiz) konusunu oluşturan tüm taleplerin esasının incelenerek değerlendirilmesini isteme hakkı sağlar.” (Medikal Kozmetik ve Dış Ticaret Ltd Şti., B. No: 2014/8282).

Kesin hüküm ve mahkeme hakkı

Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme hakkı/mahkemeye erişim hakkı, sadece dava açma hakkını veya mahkemenin yargı yetkisinin tam olmasını değil aynı zamanda bir uyuşmazlığın mahkeme tarafından kesin olarak, bağlayıcı ve icra edilebilir niteliğe sahip bir kararla çözümlenmesini de gerektirir.

Ceza, Hukuk veya idare mahkemesinde icra edilebilir bir karara bağlanmayan bir uyuşmazlıkta etkili bir mahkeme hakkından söz edilemez. AİHM’e göre AİHS’nin 6. maddesinde korunan mahkemeye erişim hakkı sadece dava açma hakkının tanınmasını değil, uyuşmazlığın bir sonuca bağlanması, diğer bir deyişle taleplerinin bir mahkeme tarafından incelenmesi hakkını da içerir.

AYM’ye göre mahkeme hakkı; “Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.” Mahkeme hakkı, sadece derece mahkemesine başvurmayı değil, temyiz yoluna başvurabilmeyi de kapsar.

Hükmün/mahkeme kararının icra edilmesi ve mahkeme hakkı

AİHM, mahkeme kararlarının icra aşamasını da adli yargılama hakkı kapsamında yargılamanın bir parçası olarak değerlendirmektedir. Örneğin kararın icra aşamasının da altı yıl gecikmesi AİHS’nin 6/1 fıkrasının ihlali olarak görülmüştür (Pashov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 20875/07).

Mahkeme kararlarının icrasının geciktirilerek yerine getirilmesinin yanında, kısmen yerine getirilmesi de mahkeme hakkının özüne zarar verebilir ve AİHS’nin 6/1 fıkrasının ihlaline neden olabilir.

Etkili karar verilmemesi mahkemeye erişimi ihlal eder

Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme hakkı, yalnızca dava açma hakkını ya da mahkemenin yargı yetkisinin tam olmasını değil, ayrıca bir uyuşmazlığın mahkeme tarafından kesin olarak, bağlayıcı ve icra edilebilir niteliğe sahip bir kararla çözümlenmesini de içerir.

Nitekim AYM de AİHM’in yaklaşıma benzer şekilde şöyle dile getirmiştir: “Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, uyuşmazlığı hakkında nihai ve icra edilebilir karar verecek bir yargı mercii önüne uyuşmazlığı götürme hakkı olarak tanımlanabilir. Bu nedenle mahkemeye erişim hakkı aynı zamanda mahkemeden icra edilebilir bir karar almayı da içerir. Dava açılmasına herhangi bir engel olmamakla birlikte, mahkemenin davayı çözme yetkisi yoksa ya da kararını uygulatma imkânı bulunmuyorsa mahkemeye erişim hakkından söz edilemez” (E.2011/33, K.2012/54, 11.4.2012).

AYM, aynı yaklaşımını Ali Atlı kararında da teyit etmiştir. İlk derece mahkemesinin beraat kararı başvurucu tarafından avukatlık ücreti yönünden temyiz edilmesine rağmen, dosyanın, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi nedeniyle temyiz mercii olan Yargıtay’ın ilgili dairesine gönderilmemesinin ele alındığı başvuruda, yargılama sürecinin sonucunda icra edilebilir bir beraat kararı yerine, kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği iddia edilmiştir.

AYM bu iddiaya ilişkin olarak, mahkemelerin iddia ve talepleri etkili bir biçimde inceleme ve sonucunda etkili bir karar verme yükümlülükleri olduğunun altını çizmiştir. AYM’nin değerlendirmesinde şu ifadeler yer almıştır: “Anayasa’daki hakların etkili bir biçimde korunması için, davaya bakan yargı yerlerinin tarafların taleplerini, iddialarını, delillerini etkili bir biçimde inceleme görevleri vardır. Başvurucunun temyiz talebine rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dosyayı İlk Derece Mahkemesine iade etmesi ve İlk Derece Mahkemesinin kovuşturmanın ertelenmesi kararı vermesinin nedeni, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesidir. Sonuç olarak başvurucunun temyiz talebi Yargıtayca incelenememiş̧ ve böylece beraat etmesi gereken bir davada kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilerek başvurucunun etkili karar hakkına saygı gösterilmemiştir.” (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20.3.2014).

Yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı

Yasayla kurulmuş mahkeme

Adil yargılanma hakkının düzenlendiği AİHS’nin 6/1 fıkrasında “Her şahıs … yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından… davasının … dinlenilmesi hakkına sahiptir” denilerek bireylerin yasayla kurulmuş mahkemede yargılanma hakkına sahip oldukları ifade edilmiştir.

Yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Ayrıca Anayasa’nın 138., 139. ve 140. maddelerin de bu konuya ilişkin hükümler yer almaktadır

AİHM’e göre adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme kavramı, karar veren organın görevine ilişkin konularda, hukuk kurallarına dayanarak ve belli bir usûl izleyerek gerektiğinde devletin zor kullanma yetkisi çerçevesinde yerine getirilen bağlayıcı kararlar verme yetkisini elinde tutan kurumlardır. Mahkemenin, dava konusu olayı maddi ve hukuki açıdan inceleme yetkisine sahip bulunması gerekir.

AYM İsmail Taşpınar başvurusunda, kanunla kurulmuş mahkemenin, kuruluş, yetki, yargılama yöntemlerinin ‘yargılamadan önce’ yasayla düzenlenmiş olması gerektiğini belirtmiştir. AYM, yasanın niteliğini de tanımlamış ve yasayla düzenlemenin ‘belirliliği’ ve ‘öngörülebilirliği’ içerdiğini vurgulamıştır.

Mahkeme bağımsızlığı

Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkeme bağımsızlığı, herhangi bir kişi, kurum veya organdan emir almamak, yasamanın, yürütme erkinin, kendi meslektaşlarının, davanın taraflarının ve diğer dış etkilerin baskısı altında kalmamak, anlamına gelir. Tarafsızlık (tarafsız mahkeme) ise hâkimin yargılama yaparken taraf tutmaması, yargılamanın taraflarına karşı nesnel olması demektir.

AİHM de bağımsız ve tarafsız mahkeme kavramını incelerken, mahkemelerin sadece yürütme ve davanın taraflarından bağımsız olmasını yeterli görmemiştir. Mahkeme, aynı zamanda yasama organından da bağımsız olmalıdır. Yargı üst kurullarının diğer devlet organlarından bağımsız olmasının yanında hakimlerin savcılık makamı karşısındaki bağımsızlığını ortaya koymuştur.

Mahkeme üyelerinin sahip oldukları nitelikler bağımsızlıklarının göstergelerinden biridir. AİHM’e göre yargıçların atanma biçimi, görev süreleri, görevden alınamamaları, dış müdahalelerden korunmaları mahkemenin görünümünün güven verip vermediği mahkeme bağımsızlığı için önem taşımaktadır. AİHM, esas olarak yürütme organına karşı tamamen bağımsızlığa vurgu yapsa da hâkimlerin yürütme ya da yasama tarafından atanmasını, bağımsız olmadıklarını söylemek için tek başına yeterli görmemektedir.

Hakimlerin önceden belirlenmiş görev süreleri içinde, görevlerinden alınamamaları mahkemenin dış baskılardan korunması bakımından önemli bir güvencedir. Mahkeme üyelerine idare tarafından talimat ve emir verilememesi de dış etkilerden bağımsızlık yönünden önemli bir güvencedir.

Bazı konularda yorum yapma yetkisi olmayan, yorum yetkisini idari bir kurum veya kuruluşa bırakan organ da bağımsız mahkeme olarak görülemez.

Mahkeme tarafsızlığı

AİHS’nin 6/1 fıkrasında tarafsızlık, davayı etkileyecek bir önyargı, taraftarlık ve menfaatin olmamasıdır. Tarafsızlık özellikle mahkeme veya üyelerinden bazılarının yargılamanın taraflarına karşı, leh ve aleyhinde bir duygu veya çıkara sahip olmamasıdır.

Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan bağımsızlık kavramı tarafsızlık kavramı ile yakından ilgilidir. Yürütmeden bağımsız olmayan bir mahkemenin yürütmenin taraf olduğu davalarda tarafsızlık olması düşünülemez. Mahkeme üyelerinden birinin, davanın taraflarıyla yakın bir bağı varsa bağımsızlık ve tarafsızlıktan söz edilemez.

Tarafsızlık, öznel ve nesnel olabilir. Öznel tarafsızlık, hakimin mevcut davadaki bireysel tarafsızlığına ilişkindir. Nesnel tarafsızlık ise kurum olarak mahkemenin kişilerde oluşturduğu izlenimdir. Mahkemenin hak arayanlara güven veren tarafsız bir görünüme sahip olması, tarafsızlığı sağlamak için alınan tedbirlerin mahkemenin tarafsızlığı hakkında türlü kuşkuyu ortadan kaldırır.

AYM’ye göre de “Yasal yargıç güvencesi, Sözleşmenin 6. ve Anayasanın 36. maddelerinde ifade edilen adil yargılanma hakkının en önemli ögesi olan ‘kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma’ hakkının temelini oluşturmaktadır” (E.2002/170, K.2004/54, 5.5.2004).

AYM’ye göre tarafsızlık; “…, davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahip olunmaması ve davanın tarafları karsısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder” (Zafer Dinç, B. No: 2013/9100).

Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

AİHS’nin 6. maddesinde “her şahıs ….davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenilmesi hakkına sahiptir. …” hükmü yer almıştır.

Adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan hakkaniyete uygun yargılama, AİHS’nin 6/2 fıkrasında yer alan masumiyet karinesi ve 3. fıkrasında yer alan suç isnat edilmiş kişinin asgari haklarıyla yakından ilgilidir. Çelişmeli yargılama, silahların eşitliği, duruşmada hazır bulunma hakkı, yargılamaya etkili katılım, gerekçeli karar hakkı, susma ve kendini suçlayıcı delil sunmama hakkı da hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile ilgili ilkelerdir.

Silahların eşitliği

AİHM’e göre silahların eşitliği, “Silahların eşitliği, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu”dur.

Silahların eşitliği ilkesinin amacı, yargılamanın tarafları arasında hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasıdır. Adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği, medeni hak ve yükümlülükler ile suç isnadı içeren davalarda, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından davanın tarafları arasında eşitliğin ve dengenin sağlanmasıdır.

Davanın taraflarından birinin iddialarına karşı diğer tarafın savunmasının temel dayanaklarını ve delillerini sunma olanağı verilmemişse silahların eşitliği ihlal edilmiş olur.

Ceza davalarında tanık dinletilmesinde de eşitlik bulunmalıdır. AİHS’nin 6/3-d bendine tarafların aleyhine olan tanığı sorgulama ve lehine olan tanığı aynı şartlar altında dinletme hakkı suç isnat edilen kişinin hakkıdır. Silahların eşitliği ilkesi gereği, davanın taraflarının tanık dinletme konusunda eşit olanaklara sahip olmaları gerekir.

Silahların eşitliği, tarafların tanıklarına farklı muamele yapılmamasını da gerektirir. Ancak bu farklı muamele yargılamanın sonucuna etki edecek nitelikte değilse bir taraf için önemli bir dezavantaj oluşmamışsa silahların eşitliği ilkesi zedelenmez.

Adil yargılanma hakkı açısından davanın taraflarının davayla ilgili bilgi ve belgelere ulaşabilmesi gerekmektedir. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının, birbirlerine karşı dezavantajlı duruma düşmeyecek biçimde davaya ilişkin bilgi ve belgelere ulaşabilmeleri gerekir. Taraflardan birinin diğerine karşı dezavantajlı konumda olmaması gerekir. İki taraf benzer durumdaysa, bir belgeye ulaşamamak silahların eşitliği açısından değil, hakkaniyete uygun yargılanma, çelişmeli yargılama ilkesi veya mahkemeye ulaşma hakkı açısından ihlal oluşturabilir.

Kanunların geriye yürümezliği ilkesi hukuk güvenliğinin açısından önemli bir güvencedir. Devlet, tarafı olduğu ve devam etmekte olan bir yargılamada kendi lehine bazı sonuçlar sağlayacak şekilde geriye yürür bir biçimde yasa çıkarıyorsa, AİHS’nin 6. maddesi çerçevesinde silahların eşitliğine aykırılık oluşabilir.

Çelişmeli yarılama

AİHM’e göre çelişmeli yargılama ilkesi “dava sırasında mahkemenin kararını etkilemek amacıyla sunulan delil, mütalaa ve görüşlerin tamamı hakkında bilgi sahibi olma ve bunlar hakkında yorum yapma olanağının taraflara tanınması”dır. Çelişmeli yargılama, silahların eşitliği ilkesi ile yakından ili bir ilkedir. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği birbirini tamamlar şekilde kullanılmaktadır.

AYM’ye göre adil yargılanma hakkı kapsamında çelişmeli yargılama, bir hukuk veya ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme olanağı verilmesidir.

AYM’ye göre, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan çelişmeli yargılama ilkesi, taraflara dosyada kapsamındaki deliller hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve tarafların yargılamaya aktif olarak katılma olanağı sunar. Mahkemelerce tanıklara delillere karşı çıkma imkanı verilmemesi, tarafların dinlenmemesi yargılamayı hakkaniyete aykırı hale getirir.

Anayasa Mahkemesinin adil yargılanma hakkı kararları

AYM’nin adil yargılanma hakkı kararlarına buradan ulaşabilirsiniz.

AİHM’in adil yargılanma hakkı kararları

AİHM’in adil yargılanma hakkı kararlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Adil yargılanma hakkı nedir? Adil yargılanma hakkının unsurları nelerdir? Anayasa’da nasıl düzenlenmiştir? Bireysel başvuru açısından bu hakkın anlamı nedir? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında nasıl yorumlanır? AİHM ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) kararları.

Bireysel Başvuruhttp://www.bireyselbasvuru.com.tr
Ceza hukuku avukat, idare hukuku avukat, gayrimenkul hukuku avukat, icra iflas hukuku avukat, vergi hukuku avukat, tazminat hukuku avukat, medeni hukuk avukat, ticaret hukuku avukat, borçlar hukuku avukat, iş hukuku avukat, fikir ve sanat eserleri hukuku, eşya hukuku, miras hukuku, aile hukuku, insan hakları hukuku, bireysel başvuru avukat.

Son yazılar

TCK 53-Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma nedir?

5237 sayılı TCK 53 nedir? Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma nedir? Sürücü belgesinin geri alınması nedir?
TCK 53-Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma uygulamasıBelli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma (TCK 53), 5237 sayılı Türk Ceza...

Denetimli serbestlik kanunu (yeni) ve uygulaması

Denetimli serbestlik nedir? Yeni denetimli serbestlik uygulaması nasıl yapılır, kaç yıl olarak uygulanır, imza ihlali durumunda ne olur? Af anlamı taşır mı?
Yeni denetimli serbestlik kanunu, değişiklikler ve uygulamasıDenetimli serbestlik nedir? Denetimli serbestlik, suçun işlendiğinin öğrenildiği andan, hükmün tamamen infaz...

Bilişim suçları şikayet dilekçesi örneği

Bilişim suçları şikayet dilekçesi örneği, savcılık şikayet dilekçesi, WORD formatında, Bilişim suçları nasıl şikayet edilir, nereye şikayet edilir?
Bilişim suçları şikayet dilekçesi örneği Bilişim suçları için şikayetinizi aşağıdaki dilekçe örneğini doldurmak suretiyle yapabilirsiniz. Bilişim suçları şikayet dilekçesi...

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz dilekçesi (HAGB)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararına itiraz dilekçesi örneği Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz dilekçesi (HAGB) örneği...

Adil yargılanma hakkı nedir?

Adil yargılanma hakkı nedir? Adil yargılanma hakkının unsurları nelerdir? Anayasa’da nasıl düzenlenmiştir? Bireysel başvuru açısından bu hakkın anlamı nedir? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamında nasıl yorumlanır? AİHM ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) kararları.
Adil yargılanma hakkının kapsamıAdil yargılanma hakkı kapsamında bir inceleme yapılabilmesi için yargılamanın “medeni hak ve yükümlülükler” ya...

En çok okunanlar

Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz

Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz
Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz. Anayasa Mahkemesi...

Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK 220/7) konusunda AİHM kararı

Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK 220/7) konusunda AİHM kararı
Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK 220/7) konusunda AİHM kararı AİHM, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek...

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru nedir?

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru nedir?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru nedir? Bireysel başvurunun tanımı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru, temel hak ve...

Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir (konu bakımından yetki)?

Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir?
Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir? Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir? Bireysel başvuru kapsamındaki haklar hakkında kısa bilgiler. Bireysel başvuruya konu edilebilecek haklar nelerdir? Hangi...

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır
Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır Su kirliliğinin çevresel etkileri yaşam alanlarımız ve toplum sağlığı...