Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Bireysel Başvuru Süresi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Bireysel Başvuru Süresi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS / Sözleşme) 35(1) fıkrasına göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 6 ay içinde başvurulması gerekir.

AİHS’nin 35(1) fıkrası şöyledir:

“1. Mahkeme’ye ancak, … iç hukuktaki kesin karar tarihinden itibaren altı aylık bir süre içinde başvurulabilir.”

Altı aylık süre kuralının amacı, AİHS kapsamında meselelerin ortaya çıktığı davaların makul bir süre içerisinde incelenmesini sağlamak suretiyle hukuki kesinliği sürdürmenin yanı sıra yetkililer ve diğer ilgili kişileri uzun sürecek bir belirsizlik durumunda kalmaya karşı korumaktır.

Altı aylık süre kuralı ayrıca, müstakbel başvuruculara bir başvuruda bulunup bulunmama konusunda düşünmeleri ve eğer başvuruda bulunacaklarsa ileri sürecekleri şikâyetler ve iddialar konusunda karar vermeleri için yeterli zaman sağlar. Zamanın geçmesi ileri sürülen meselelerin adil bir şekilde incelenmesinde sorun yaratacağı için, bu kural dava konusu olayların kanıtlanmasını kolaylaştırır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], § 39).

Altı aylık süre kuralı, AİHM tarafından yapılan denetimin süre yönünden sınırlarını gösterir. Altı aylık başvuru süresi kuralı hem bireylere ve hem de devlet yetkililerine hangi süre geçtikten sonra artık denetimin mümkün olmayacağını bildirir. Altı aylık süre kuralı Yüksek Sözleşmeci Tarafların eski kararların sürekli sorgulanmasını engelleme konusundaki isteğini yansıttığı gibi, düzen, istikrar ve barış adına meşru bir kaygı teşkil eder (Idalov/Rusya [BD], § 128; Sabri Güneş/Türkiye [BD], § 40).

Altı aylık süre kuralı bir kamu düzenine ilişkin olup, hükümet bu doğrultuda itirazda bulunmamış olsa dahi Mahkeme’nin söz konusu kuralı resen uygulama yetkisi bulunmaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], § 29).

Altı aylık süre kuralı, bir başvurucunun, konuyla ilgili durumu ulusal düzeyde kesin olarak sonuçlanmadan önce, AİHM’e şikâyette bulunmasını gerektiremez (Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], § 157; Chapman/Belçika (k.k.), § 34).

AİHM Bireysel Başvuru Süresi
AİHM Bireysel Başvuru Süresi

Altı aylık başvuru süresinin başladığı tarih

Nihai kararın verilmesi

Altı aylık başvuru sürei, iç hukuk yollarının tüketilmesi sürecinde verilen nihai karar tarihinden itibaren başlar (Paul ve Audrey Edwards/Birleşik Krallık (k.k.)). Başvuran etkili ve yeterli olabilecek iç hukuk yollarını olağan bir şekilde kullanmış olmalıdır (Moreira Barbosa/Portekiz (k.k.)).

Bir başvurucunun AİHS bakımından söz konusu olan şikâyeti için etkili bir tazmin sağlama yetkisi ve görevi bulunmayan organlara veya mercilere uygun olmayan veya yanlış yorumlanan başvurularda bulunmak suretiyle, AİHS’de getirilen katı süre sınırını genişletmesi mümkün olmadığından, sadece olağan ve etkili hukuk yolları dikkate alınır (Fernie/Birleşik Krallık (k.k.)).

Kullanılması kamu görevlilerinin takdirine bağlı olan ve sonuç olarak başvuran tarafından doğrudan erişilebilir olmayan iç hukuk yolları dikkate alınmaz. Benzer şekilde, kesin bir süre sınırı bulunmayan hukuk yolları belirsizlik yaratır ve AİHS’nin 35(1) fıkrasında yer alan altı aylık süre kuralını işlevsiz kılar (Williams/Birleşik Krallık (k.k.)).

Yargılamanın yenilenmesi başvurusu durumu

AİHS’nin 35(1) fıkrası kural olarak, başvurucuların yargılamaların yenilenmesi için başvuruda bulunmuş olmalarını veya benzer olağanüstü hukuk yollarını kullanmış olmalarını gerektirmediği gibi, bu tür hukuk yollarının kullanıldığı gerekçesiyle altı aylık sürenin uzatılmasına olanak vermez (Berdzenishvili/Rusya (k.k.); Tucka/Birleşik Krallık (no. 1) (k.k.)).

Ancak olağanüstü hukuk yolu, başvurucunun kullanabileceği tek hukuk yolu ise, altı aylık süre söz konusu hukuk yolu bakımından kararın verildiği tarihten hesaplanır (Ahtinen/Finlandiya (k.k.)).

Bir başvurucunun yargılamaların yenilenmesi talebinin reddine dair karara ilişkin şikâyetlerini söz konusu karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde sunduğu bir başvuru, kararın nihai bir karar olmaması nedeniyle kabul edilebilir değildir (Sapeyan/Ermenistan, § 23).

Yargılamaların yenilendiği veya nihai kararın gözden geçirildiği davalarda, ilk yargılamalar veya nihai karar bakımından altı aylık sürenin işlemesi, sadece bu tür bir gözden geçirmeye veya yargılamaların yenilenmesine temel oluşturan ve olağanüstü temyiz organının incelemesine tabi tutulmuş olan AİHS ile ilgili meselelerle bağlantılı olarak durabilir (Sapeyan/Ermenistan, § 24).

Altı aylık sürenin başlangıç anının belirlenmesi

Altı aylık süre kuralı özerktir ve bireysel başvuru hakkının etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak için her davanın olaylarına göre yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. İç hukukun ve uygulamanın dikkate alınması, önemli bir yön olmakla beraber, altı aylık sürenin başlangıç noktasını tespit etmede belirleyici değildir (Sabri Güneş/Türkiye [BD], §§ 52 ve 55).

Karardan haberdar olma

Altı aylık süre, başvurucunun veya temsilcisinin nihai iç hukuk kararından yeterince bilgi sahibi olduğu tarihte başlar (Koç ve Tosun/Türkiye (k.k.)). Başvuranın nihai iç hukuk kararını hangi tarihte öğrendiğini kanıtlamak, altı aylık süre kuralına riayet edilmediğini ileri süren devlete düşer (Şahmo/Türkiye (k.k.)).

Kararın tebliğ edilmesi

Başvurucuya kararın tebliğ edildiği durumda,  başvurucunun otomatik olarak nihai kararın bir nüshasını tebliğ alma hakkının bulunması halinde, altı aylık sürenin karar nüshasının tebliği tarihinden başlatılması, AİHS’nin 35(1) fıkrasının amacına en uygunudur (Worm/Avusturya, § 33).

Kararın avukata tebliğ edildiği durumda başvurucu iç hukuk yollarını tüketilmesini sağlayan karardan daha sonra haberdar olsa dahi, altı aylık süre başvurucunun avukatının bu kararı öğrendiği tarihte başlar (Çelik/Türkiye (k.k.)).

Kararın tebliğ edilmediği durumlar

İç hukukta kararın tebliği öngörülmüyorsa, kararın kesinleştirildiği tarihi, yani tarafların kararın içeriğini kesin olarak öğrenebilecekleri tarihi başlangıç noktası olarak almak gerekir (Papachelas/Yunanistan [BD], § 30).

Başvurucu ya da avukatı, derece mahkemesine tevdi edilen kararın bir nüshasını almak için gerekli özeni göstermelidir (Ölmez/Türkiye (k.k.)).

İç hukuk yolu bulunmaması durumu

Başvurucunun faydalanabileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığı başlangıçtan itibaren belli ise altı aylık süre, şikâyet konusu eylemin meydana geldiği tarihten, başvurucunun bu türden bir eylemden doğrudan etkilendiği tarihten, eylemi fark ettiği veya olumsuz sonuçlarını öğrendiği tarihten başlar (Dennis ve Diğerleri/Birleşik Krallık (k.k.); Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], § 157).

Bir başvurucunun görünürde mevcut olan bir hukuk yolundan faydalanması, ancak daha sonra bu hukuk yolunu etkisiz kılan koşulları fark etmesi halinde, altı aylık süreyi başvurucunun söz konusu koşulları ilk fark ettiği veya fark etmiş olması gereken tarihten başlatmak uygun olur (Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], § 158).

Devam eden durumlar

Devam eden durum” (continuing situation) kavramı, devletin başvurucunun mağduriyetine sebebiyet veren süregelen faaliyetleriyle oluşan bir duruma işaret eder. Bir olayın zamanla önemli sonuçlar doğurması, bu olayın devam eden durum oluşturduğu anlamına gelmez (Iordache/Romanya, § 49).

İleri sürülen ihlal iddiasının iç hukuk yollarının mevcut olmadığı bir devam eden durum oluşturması halinde altı aylık süre ancak söz konusu durum sona erdiğinde başlar (Sabri Güneş/Türkiye [BD], § 54; Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], § 159; Ülke/Türkiye (k.k.)). Durum devam ettiği sürece, altı aylık süre kuralı uygulanamaz (Iordache/Romanya, § 50).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Bireysel Başvuru Süresi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Bireysel Başvuru Süresi

Altı aylık sürenin sona ermesi

Altı aylık süre, nihai kararın alenen tefhim edildiği veya başvuranın ya da temsilcisinin söz konusu karardan haberdar olduğu günün ertesi günü başlar ve takvim aylarının gerçek süresi ne olursa olsun altı ay sonra sona erer (Otto/Almanya (k.k.)).

Altı aylık süreye riayet edilip edilmediği, her bir davalı devletin ulusal mevzuatına göre değil, AİHS’ye özgü kriterler kullanılarak belirlenir (Benet Praha, spol. s r.o.,/Çek Cumhuriyeti (k.k.); Poslu ve Diğerleri/Türkiye, § 10). AİHM’nin süre sınırlarını hesaplamak için iç hukuk kurallarından bağımsız olarak kendi kriterlerini uygulaması hukuki kesinliği, adaletin doğru şekilde tecellisini ve dolayısıyla Sözleşme mekanizmasının pratik ve etkili biçimde işlemesini sağlama eğiliminde olmaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], § 56).

Altı aylık sürenin son gününün Cumartesi, Pazar veya resmi tatile denk gelmiş olmasının ve bu tür bir durumda iç hukuk uyarınca süre sınırlarının bir sonraki işgününe uzatılıyor olmasının, dies ad quem’in (bitim tarihinin) belirlenmesi üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (Sabri Güneş/Türkiye [BD], §§ 43 ve 61).

Ayrıca AİHM’nin altı aylık sürenin sona erdiği tarihi, davalı devlet tarafından belirlenenden farklı bir tarih olarak belirlemesi mümkündür (İpek/Türkiye (k.k.)).

Başvurunun yapıldığı tarih

Doldurulmuş başvuru formunun gönderildiği tarih

AİHM İçtüzüğü’nün 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe giren 47. maddesine göre, AİHS’nin 35(1) fıkrasının amaçları doğrultusunda başvurunun yapıldığı tarih, söz konusu İçtüzük maddesinde yer alan koşulları karşılayan bir başvuru formunun AİHM’e gönderildiği tarihtir.

Bir başvuru, talep edilen tüm bilgileri başvuru formunun ilgili kısımlarında içermeli ve ilgili destekleyici belgeler eşliğinde ibraz edilmelidir. İçtüzüğün 47. maddesinde aksi öngörülmediği takdirde, sadece tamamlanmış bir başvuru formu altı aylık süre sınırının işlemesini durdurur (Dava Açılmasına İlişkin Uygulama Yönergesi, § 1).

Yetki belgesinin sunulduğu durumda

Başvurucunun temsilcisi tarafından temsili halinde, başvurucu tarafından imzalanmış olan vekâletnamenin veya yetki belgesinin aslının AİHM’e iletilmesi gerekir (Mahkeme İçtüzüğünün 47(3).1 (d) bendi). Bu türden bir yetki belgesinin mevcut olmaması durumunda, başvurunun geçerli olduğunun değerlendirilmesi mümkün olmayacak ve başvuru AİHM tarafından bir “mağduriyet bulunmadığı” veya hatta başvuru hakkının kötüye kullanıldığı gerekçesiyle reddedilecektir (Kokhreidze ve Ramishvili/Gürcistan (k.k.), § 16).

Usulüne uygun olarak doldurulmuş bir yetki belgesi AİHM İçtüzüğünün 45 ve 47. Maddeleri doğrultusunda başvurunun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Söz konusu belgenin ibraz edilmemesi başvurunun yapıldığı tarih üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilir (Kokhreidze ve Ramishvili/Gürcistan (k.k.), § 17).

Başvuru belgelerinin gönderilme tarihi

Başvurunun yapıldığı tarih, başvurucunun usulüne uygun olarak doldurduğu başvuru formunu AİHM’ye gönderilmek üzere postaya verdiği tarihi belirten damga pulundaki tarihtir (Mahkeme İçtüzüğünün 47(6)(a) bendi; ayrıca bk. Abdulrahman/Hollanda (k.k.); Brežec/Hırvatistan, § 29).

Ancak, örneğin başvurunun postaya verildiği tarihin tespit edilmesinin mümkün olmaması gibi özel durumlar, başvuru formunun tarihinin veya bu tarih mevcut değil ise Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü’ne varış tarihinin başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilmesi (Bulinwar OOD ve Hrusanov/Bulgaristan, §§ 30-32) gibi farklı bir yaklaşım benimsenmesini haklı kılabilir.

Başvurucular nakil halindeyken yaşanan ve AİHM’le yazışmalarını etkileyebilecek herhangi bir gecikmeden ötürü sorumlu tutulamazlar (Anchugov ve Gladkov/Rusya, § 70).

Faksla gönderme durumu

Faksla gönderilen başvurular altı aylık süre sınırının işlemesini durdurmaz. Başvurucunun ayrıca başvurunun imzalı aslını aynı süre sınırı içerisinde posta yoluyla göndermesi gerekir (Dava Açılmasına İlişkin Uygulama Yönergesi, § 3).

Bir şikâyetin nitelendirilmesi sorunu

Bir şikâyet, sadece dayandığı hukuki gerekçe veya savlarla değil, içerisinde iddia edilen maddi olaylarla nitelendirilir (Scoppola/İtalya (no. 2) [BD], § 54).

Daha sonraki ortaya çıkan ve AİHM’e gönderilen şikâyetler

İlk başvuruda yer almayan şikâyetler bakımından altı aylık sürenin işlemesi, şikâyetin bir Sözleşme organına sunulduğu ilk tarihe kadar durmaz (Allan/Birleşik Krallık (k.k.)).

Altı aylık sürenin dolmasından sonra ileri sürülen şikâyetler, ancak süre sınırı içerisinde ileri sürülen ilk şikâyetlerin belirli yönlerini oluşturmaları halinde incelenebilir (Sâmbata Bihor Greco-Catholic Parish/Romanya (k.k.)).

Başvurucunun başvurusunda, daha sonra ileri süreceği şikâyetin maddi temellerine ve iddia edilen ihlalin niteliğine dair bir işaret vermeksizin sırf AİHS’nin 6. maddesine dayanmış olması, daha sonra bu hüküm kapsamında ileri süreceği tüm şikâyetlerin de yapılmış olduğunun kabul edilmesi için yeterli değildir (Allan/Birleşik Krallık (k.k.); Adam ve Diğerleri/Almanya (k.k.)).

Yerel yargılamalardan belgelerin sunulmuş olması, ileride söz konusu yargılamalarla ilgili yapılacak tüm şikâyetler için bir başvuru yapılmış olduğunun kabul edilmesi için yeterli değildir. Bir şikâyetin yapılmış olması ve böylece altı aylık sürenin işlemesinin durması için, özet olarak dahi olsa, iddia edilen AİHS ihlalinin niteliği hakkında bazı bilgiler verilmiş olmalıdır (Božinovski/Eski Yugoslavya Makedonya Cumhuriyeti (k.k.)).

Süre sınırlarının yaşam, konuta saygı ve mülkiyet hakkına ilişkin devam eden durumlarda uygulanabilirliği

Altı aylık sürenin işlemeye başlayacağı kesin bir an bulunmasa da AİHM hayati risk içeren durumlarda kayıp edilme olaylarının soruşturulmamaya devam edilmesinden şikâyetçi olmak isteyen başvuruculara özenli davranma ve girişimde bulunma yükümlülüğü getirmektedir. Bu tür durumlarda başvuranlar Strazburg’a gelmeden önce sonsuza kadar bekleyemezler. Başvurucuların gereksiz bir gecikme olmaksızın şikâyetlerini ileri sürmeleri gerekir (Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], §§ 161-166).

Benzer şekilde, mülkiyet veya konuta saygı hakkının süregelen şekilde ihlal edildiği iddialar, uzun zamandır devam eden bir ihtilaf bağlamında söz konusu olduğu takdirde, değişmeyen bir durum karşısında pasif kalmanın gerekçesinin gösterilmesi mümkün olmayacağından, başvurucunun davasını sunmasının gerekli olacağı bir zaman gelebilir.

Bir başvurucunun, öngörülebilir gelecekte mülkiyetine ve konutuna erişimini tekrar kazanma konusunda gerçekçi bir umudun bulunmadığının farkına vardığı veya farkına varmış olması gerektiği anda başvurunun yapılmasında açıklamasız veya aşırı bir gecikme yaşanması, başvurunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesine sebebiyet verebilir.

Karmaşık bir ihtilaf sonrası durumunda ise, durumun çözüme kavuşturulmasına ve başvurucuların iç hukuk düzeyinde bir çözüm elde etme konusunda kapsamlı bilgiler almalarına izin vermek amacıyla, zaman dilimlerinin geniş olması gerekir (Sargsyan/Azerbaycan (k.k.), [BD], §§ 140-141; Chiragov ve Diğerleri/Ermenistan (k.k.) [BD], §§ 141-142).

Sözleşme’nin 5(3) fıkrasına göre birden fazla tutukluluk süresinin söz konusu olduğu davalarda altı aylık süre kuralının uygulanma koşulları

Peş peşe ve birden fazla olan tutukluluk dönemleri bir bütün olarak dikkate alınmalıdır. Altı aylık süre, son tutukluluk döneminin sona ermesinin ardından işlemeye başlar (Solmaz/Türkiye, § 36).

Sanığın tutuklu kaldığı sürenin birkaç birbirini izlemeyen döneme bölünmüş olması halinde, söz konusu dönemlerin bir bütün olarak değil, ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bir başvurucu özgür kaldığı anda, asıl serbest bırakılma tarihinden itibaren altı ay içerisinde, tutukluluğuna ilişkin tüm şikâyetlerini ileri sürmelidir.

Ancak bu tür dönemlerin başvurucu aleyhine aynı ceza yargılamaları dizisinin bir bölümünü oluşturması durumunda AİHM, tutukluluğun  AİHS’nin 5(3) fıkrası çerçevesinde genel makullüğünü değerlendirirken, başvuranın önceden belirli bir süre boyunca tutuklu bulunduğu gerçeğini dikkate alabilir (Idalov/Rusya [BD], §§ 129-130). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Bireysel Başvuru Süresi.