Ana Sayfa AYM Kararları Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi artık mümkün

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi artık mümkün

Boşanan kadın çocuğuna kendi soyadını verebilir

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konusunda önemli bir karar verildi. Yargıtay, velayeti annede olan çocuğun soyadıyla ilgili tarihi bir karar verdi. Karara göre boşanmış anne velayeti kendisine verilmiş olan çocuğuna kendi soyadının verilmesini velayet hakkına dayanarak aile mahkemesinden isteyebilecek. Dolayısıyla boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi önünde bir engel kalmamış oldu.

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konusunda Yargıtay kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM) Hayriye Özdemir (B. No: B. No: 2013/3434, 25/6/2015) kararında  2012 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen bir boşanma davasının ardından çocuğunun velayetini alan annenin soyadını çocuğuna verememesinde hak ihlali kararı vermişti. Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi önündeki engeli esasen AYM’nin bu kararı kaldırmıştı.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 9 Nisan 2018 tarihli kararına göre artık boşanmış kadın velayeti kendisine verilen çocuğuna kendi soyadının verilmesini velayet hakkına dayanarak aile mahkemesinden isteyebilecek.

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konusunda AYM kararı

Başvurucunun iddiaları

Başvurucu, boşanmasının ardından çocuğun velayetinin kendisine verildiğini, bu nedenle çocuğun bütün işlemleriyle kendisinin ilgilendiğini belirtmiştir. Başvurucu, soyadları farklı olduğu için sürekli nüfus aile kayıt tablosu ve boşanma ilamı ibraz etmek zorunda kaldığını ifade etmiştir. Başvurucu bu durumun çocuğun ve kendisinin mağduriyetine neden olduğunu da beyan etmiştir. Başvurucu, soyadı değişikliği talebiyle açtığı davada AYM’nin iptal kararının dikkate alınmadığından şikayetçi olmuştur.

Başvurucu, boşanma davası sonrasında çocukların soyadını değiştirme talebinde bulunmuştur. Başvuru davanın reddedilmesi nedeniyle özel ve aile hayatına saygı hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki (Sözleşme/AİHS) düzenlemeler

Anayasa‘nın 17(1) fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında güvence altına alınmıştır.

Bireyin yaşamıyla özdeşleşen ve kişiliğinin ayrılmaz bir unsuru haline gelen, birey olarak kimliğin belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri ve vazgeçilmez, devredilmez, kişiye sıkı surette bağlı bir kişilik hakkı olan soyadının da kişinin manevi varlığı kapsamında olduğu açıktır.

Cinsiyet, doğum kaydı gibi kimlik bilgileri ve aile bağlarıyla ilgili bilgiler ile bunlarda değişiklik ve düzeltme yapılmasını isteme hakkının yanı sıra isim hakkı da AYM tarafından, Anayasa‘nın 17. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir (AYM, E.2011/34, K.2012/48, 30/3/2012).

Velayet hakkı verilen çocuğun soyadının başvurucunun kendi soyadı ile değiştirilmesi yönündeki talebi, velayet hakkı ve bu kapsamdaki yetkilerin kullanımı ile ilgili olduğundan Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında ele alınması gereken bir hukuki değerdir.

Özel ve aile hayatına saygı hakkı

Çeşitli hukuk sistemlerinde koruma, bakım ve gözetim hakkı veya benzer terimlerle ifade edilen velayet hakkı kapsamında, çocuğun soyadını belirleme hakkı da yer almaktadır.  Söz konusu hukuki değer özel ve aile hayatına saygı hakkının sağladığı güvence kapsamında yer almaktadır.

Çocuğun soyadını belirleme hakkı

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konu bakımından Anayasa ve Sözleşme kapsamında girmektedir. Özel ve aile hayatına saygı hakkı, Anayasa‘nın 20(1) fıkrasında güvence altına alınmıştır. Resmi makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale etmemesi ile kişinin ferdi ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gerekir. Söz konusu düzenleme Sözleşme‘nin 8. maddesi çerçevesinde korunan özel ve aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki karşılığını oluşturmaktadır.

Resmi evlilik birlikleri kural olarak aile hayatı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Evlilik içinde doğan çocuklar da kendiliğinden evlilik ilişkisinin bir parçası sayılırlar. Bu çerçevede, çocuğun doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyn arasında aile hayatı anlamına gelen bir bağ kurulduğunun kabulü gerekir (bkz: Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/ 2011, §§  54, 60).

Çocuğun soyadını belirleme aile yaşamına saygı hakkı kapsamındadır

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konusu hangi hakların kapsamına girmektedir. Başvuru konusu olayda başvurucunun çocuğu evlilik içinde dünyaya gelmiş olup hukuken mevcut olan ailenin bir parçasıdır. Boşanma davası sonucunda başvurucu ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki aile hayatının kurulması için yeterlidir.

Çocuğun soyadını belirleme hakkı ve ayrımcılık yasağı

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konusunda bir diğer konuda bu uygulamanın ayrımcılık yasağı ile olan bağıdır. Anayasa’nın 10(1) fıkrasında“dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep” sebeplerine dayanılarak ayrım yapılamayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda Anayasa’nın saydığı farklı muamele türlerini daha önemli gördüğü ve bu türlerde yapılan muamelelerin ancak “çok önemli gerekçeler” ileri sürüldüğü takdirde haklı kılınabileceği açıktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında ise ayrımcılık yasağı, nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı muamelede bulunulması şeklinde tanımlanmaktadır.

Sözleşme’nin 14. maddesi diğer bağımsız maddeler tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ayrımcılığa karşı koruma sağlamaktadır. Ancak her farklı muamelenin bu maddeye aykırı olmaz. Eş değer ya da benzer bir konumdaki diğer bireylere imtiyazlı muamele yapıldığının ve bu farkın ayrımcılık teşkil ettiğinin kanıtlanması gereklidir. Bu kapsamda farklı bir muamelenin 14. maddeye aykırı olması için nesnel ve makul bir nedeninin olmaması gerekir.

Böyle bir nedenin varlığı demokratik toplumlarda geçerli olan ilkelere göre değerlendirilmelidir. Bu bağlamda Sözleşme’nin güvenceye aldığı bir hakkın kullanımındaki farklı bir muamelenin meşru bir amacının olması da yeterli değildir. Bunun yanı sıra kullanılan yöntem ile gerçekleştirilmesi istenilen amaç arasında makul bir oransal bağ olması da zorunludur. Taraf devletler, benzer durumlar arasındaki farklılıkların hangi hallerde farklı bir muameleyi gerekli kıldığını belirlemede bir dereceye kadar takdir hakkına sahiptir.

Bununla birlikte önemli bir ayrımcılık nedeni olan cinsiyete dayalı farklı bir muamelenin Sözleşme’ye uygun olduğunun kabul edilebilmesi için çok geçerli nedenler sunulması gerekir (Ünal Tekeli/Türkiye, B. No: 29865/96, 22/2/2009, §§ 49-53; Zarb Adami/Malta, B. No: 17209/02, 20/6/2006, § 71).

Çocuğun soyadına ilişkin AYM’nin iptal kararı

Velayet hakkı kapsamındaki yetkiler dâhilinde olan çocuğun soyadının belirlenmesi hususu evliliğin feshi veya boşanma bağlamında, 2525 sayılı Kanun’un AYM’nin 8/12/2011 tarihli ve E.2010/119, K.2011/165 sayılı kararı ile iptal edilen 4. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenmiş ve ilgili hükümde, evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuğun -anasına tevdi edilmiş olsa bile- babasının seçtiği veya seçeceği adı alacağı belirtilmiştir.

AYM’nin ihlal gerekçesi

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi önündeki engeli kaldıran ihlal kararının gerekçesi şu şekilde özetlenebilir.

AYM özellikle derece mahkemesinin kararındaki eksikliklere dikkat çekmiştir. AYM, çocuğun bir aileye mensubiyetinin belirlenmesi amacıyla bir soyadı taşıması ile nüfus kayıtlarının güvenilirliği ve istikrarının sağlanmasında, çocuğun ve kamunun açık bir menfaati bulunduğunu kabul etmiştir. Ancak çocuğun soyadına ilişkin belirlemelerde yalnızca babanın soyadının esas alınması ve bunun sürdürülmesi suretiyle öngörülen farklılık karşında, annenin soyadının çocuğa verilmesinin söz konusu menfaatlerin tesisine nasıl bir olumsuz etkide bulunacağının yargısal makamlarca açıklanmadığını belirtmiştir.

Bunun yanı sıra velayetin uyarlama yapılan bir yetki olmasına bağlı olarak velayete ilişkin değişikler sonrasında soyadının da değiştirilebilmesi yetkisi verilmesinin, nüfus kütüklerindeki kaydın güvenilirliğini ve istikrarı zedeleyeceği gibi çocuğun ruh hali üzerinde de çok derin ve etkili travma yaratacağı ileri sürülmekle birlikte ilgili yargısal makamların, çocuk reşit oluncaya kadar veya baba 4721 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca soyadım değiştirmediği sürece, çocuğun soyadının değiştirilmesinin mümkün olmadığı ve bu kapsamda babanın evliliğin devamı süresince veya sona ermesi durumunda, kendi soyadında yapacağı değişikliğin çocuğa sirayeti suretiyle çocuğun soyadında değişikliğe neden olabileceği yönündeki tespiti karşısında, söz konusu gerekçenin tatmin edici nitelikte bulunmamıştır.

Bu kapsamda, özellikle cinsiyete dayalı farklı bir muamelenin söz konusu olması ve bu farklılığı haklı kılacak önemli nedenlerin ortaya konulması gereğine rağmen belirtilen muamele farklılığını haklı gösterecek nitelik ve kapsamda bir gerekçeye yer verilmemiş olması dikkate değerdir.

Yargı kararlarında da çocuğun soyadının belirlenmesi noktasında velayet hakkının kullanılması bakımından kadın ve erkek arasında öngörülen farklı muamele makul şekilde gerekçelendirilmemiştir. Ayrıca çocuk reşit oluncaya kadar veya baba 4721 sayılı Kanun’un 27. maddesi uyarınca soyadını değiştirmediği sürece çocuğun soyadının değiştirilmesinin hiçbir koşulda mümkün olmadığı tespitlerine yer verilmiştir. Haklı nedenlerin bulunması durumunda dahi çocuğun soyadım belirleme imkanı tanımayan söz konusu uygulamanın ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Boşanan kadının çocuğuna soyadını vermesi konusunda önemli bir karar verildi.

Bireysel Başvuruhttp://www.bireyselbasvuru.com.tr
Hukuk alanında en merak edilen konular hakkında avukat ve hukukçulara en güncel hukuki bilgiler. Hukuki sorunlara hukuksal cevaplar...

Kasten yaralamaya teşebbüs suçu

Kasten yaralamaya teşebbüs suçu nedirKasten yaralamaya teşebbüs...

TCK 86/2-Basit yaralama suçu ve cezası

TCK 86/2-Basit yaralama suçu nedirTCK 86/2 fıkrasında yer alan basit yaralama,...

Soruşturma zamanaşımı süresi ne kadar, soruşturma ne kadar sürer

Soruşturma zamanaşımı süresi ne kadarSoruşturma ile en çok merak edilen konulardan...

Müşteki ne demek? Müşteki mahkemeye girmezse ne olur?

Müşteki ne demek?Bu yazımızda sizlere "müşteki...

Radar cezalarına itiraz dilekçesi nasıl hazırlanır, nasıl itiraz edilir

Radar cezalarına itiraz dilekçesi (2019)Radar cezalarına itiraz...

En çok okunanlar

Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz

Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz
Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz Gizli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz. Anayasa Mahkemesi...

Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK 220/7)

Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK 220/7) konusunda AİHM kararı
Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek (TCK 220/7) konusunda AİHM kararı

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru nedir?

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru nedir?
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru nedir? Bireysel başvurunun tanımı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru nedir? Bireysel başvuru, temel hak ve...

Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir (AYM)

Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir?
Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir? Bireysel başvuru kapsamındaki haklar nelerdir? Bireysel başvuru kapsamındaki haklar hakkında kısa bilgiler. Bireysel başvuruya konu edilebilecek haklar nelerdir? Hangi...

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır
Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır Su kirliliğinin çevresel etkileri yaşam alanlarımız ve toplum sağlığı...