Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili AYM kabul edilemezlik kararı verdi

142
Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili AYM kabul edilemezlik kararı verdi
Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili AYM kabul edilemezlik kararı verdi

Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili bireysel başvuruda kabul edilemezlik kararı. Anayasa Mahkemesi (AYM) Umut Kılıç bireysel başvurusunda (B. No: 2015/16643, 4/4/2018) Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili iddiaları inceledi. Somut bireysel başvuru hakimlik mülakatı sırasında Cumhurbaşkanına ve mülakatı yapan kamu görevlilerine yönelik ifadelerden dolayı verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine ilişkindir.

Başvurucu, ağır eleştiri niteliği taşıyan sözlerinden dolayı hakaret davası açılarak cezalandırılmış olması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.

İfade özgürlüğü ve Anayasa

Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…

Bu hürriyetlerin kullanılması,… başkalarının şöhret veya haklarının,… korunması … amaçlarıyla sınırlanabilir…”

Başkalarının şöhret veya haklarının korunması

Anayasa’nın 26(2) fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur. Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41).

Siyasetçilerin şeref ve itibarının korunması

AYM, siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamu görevlilerinin işlevleri nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu vurgulamıştır  (Ergün Poyraz (2), B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 58; kamu görevlileri açısından bkz. Nilgün Halloran, § 45; Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; kamu görevlisi ile ilgili bkz. Önder Balıkçı, § 42).

Cumhurbaşkanının siyasetçi kimliği ve siyasal eleştiri

AYM’ye göre Cumhurbaşkanı da diğer kişilere nazaran eleştirilere daha fazla katlanmak durumundadır.  Ancak bu eleştirilerin Cumhurbaşkanının şeref ve itibarını zedeleyecek boyuta ulaşmaması gerekir. Cumhurbaşkanının eleştirilere daha hoşgörülü olmak zorunda olması, onun şöhret veya haklarının korunmayacağı anlamına gelmez. İfade özgürlüğü, kişilere hakaret etme hakkı vermez (AYM, E.2016/25, K.2016/186,  14/12/2016, § 19).

Cumhurbaşkanlığı makamının önemi ve hakaret suçu

Cumhurbaşkanı, Anayasa’da belirtilen usullerle halk tarafından seçilen, devleti ve milletin birliğini temsil eden kişidir. Cumhurbaşkanının devletin başı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil etmesi, Anayasa’da belirtilen görev ve yetkileri ile temsil ettiği değerler göz önüne alındığında cumhurbaşkanına karşı gerçekleştirilen hakaret suçunun sadece kendi kişiliğine karşı işlenmiş olduğu değil cumhurbaşkanının temsil ettiği değer ve fonksiyonları da ihlal etmiş olacağı kabul edilmelidir.

Cumhurbaşkanına hakaret suçu

Bu nedenle kanun koyucu, Cumhurbaşkanının kişiliğine yöneltilen eylemin aynı zamanda devlete karşı gerçekleştirilen suçlardan sayılması gerektiği kanaatindedir. Cumhurbaşkanına hakaret suçu,  Cumhurbaşkanının kişiliğine karşı işlenmiş olsa da bu suçu kamu görevlilerine hakaret suçundan ayırarak ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu suça kamu görevlilerine hakaret suçu için öngörülen cezaya kıyasla daha ağır bir ceza verilebilmesine olanak sağlayan hükümler ihdas edilmiştir (AYM, E.2016/25, K.2016/186,  14/12/2016, §§ 12, 13).

Cuhurbaşkanına hakaret ve Türk Ceza Kanunu (TCK)

5237 sayılı Kanun’un “Cumhurbaşkanına hakaret” kenar başlıklı 299. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Hakaret suçu ve TCK

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.”

İfade özgürlüğü ile itibarın korunmasını isteme hakkı arasında adil denge

AYM, somut başvuruya benzer başvurularda, başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile müştekilerin müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan Cihaner (2), § 49).

Cumhurbaşkanına hakaret olayına AYM’nin yaklaşımı

Mevcut olayda, başvurucu tarafından söylenen sözler konusunda bir ihtilaf söz bulunmaktadır. Başvurucu, derece mahkemesi kararlarında hükme esas alınan bazı ifadeleri kullanmadığını iddia etmiştir.

AYM, başvuruya konu müdahalenin orantılı olup olmadığı ve müdahaleye ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı noktasındaki incelemesini yaparken derece mahkemelerinin maddi vakıalarla ilgili değerlendirmeleriyle kural olarak ilgilenmez. Bu nedenle mevcut başvuruda yalnızca derece mahkemelerinin kabul ettiği şekliyle başvurucunun kullandığı sözlerin ifade özgürlüğünün korumasında olup olmadığı değerlendirilecektir.

Somut olayda, başvurucu tarafından söylenen sözler hâkim adaylığı sınavının mülakatı esnasında söylenmiştir. Daha önce de hâkim adaylığı yazılı sınavını kazandığı halde mülakatta elenen başvurucunun bu mülakatta da eleneceğine ilişkin öznel yargısının verdiği kızgınlıkla anılan sözlerin söylendiği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun, hâkim adaylığı sınavı ya da mülakat heyeti ile bir ilgisi olmamasına başarısız bulunmasından Cumhurbaşkanını sorumlu gördüğü görülmüştür.

Başvurucu tarafından söylenen sözlerin basında ve kamuoyunda devam eden ve kamusal çıkarları ilgilendiren meselelere dair tartışmalarla ilgisi yoktur. Bu bakımdan ifade özgürlüğünün sağladığı korumanın kamusal çıkarlara ilişkin açık tartışmaya ilişkin menfaatlerle desteklenmesi gerekmemektedir.

Başvurucu tarafından kullanılan ve değer yargısı niteliği taşıyan beyanların olgusal bir temeli de yoktur.

Başvurucunun sözleriyle hedef alınan kişilerin siyasetçi ve yüksek kamu görevlisi olmaları hasebiyle kendilerine yönelik düşünce açıklamalarına sade vatandaşlara kıyasla daha fazla müsamaha göstermeleri beklenebilirse de bu kişiler  “…faşist Ak Parti iktidarının uşakları”, “hırsız, katil Recep Tayyip Erdoğan” şeklindeki değer yargısı içeren sözler nedeniyle bir saldırıya hedef olmuşlardır.

Başvurucu Cumhurbaşkanına hakaret ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarından ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis cezası almış ve HAGB kararı verilmiştir.

Hakaret suçu ve HAGB kararı

HAGB, sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına gelmektedir (Ali Gürsoy, B. No: 2012/833, 26/3/2013, 19).

HAGB kararı, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmayıp ceza yargılamasını sona erdiren düşme nedenlerinden biridir.

5271 sayılı Kanun‘un (TCK) 231. maddesinin (10) ve (11) fıkralarında belirtildiği üzere denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir (Ali Gürsoy, § 21).

HAGB kurumunun anılan nitelikleri dikkate alındığında HAGB kararının etkileri itibarıyla infazı mümkün hapis cezası ya da para cezasına kıyasla daha hafif bir önlem olduğu söylenebilecektir. Bu nedenle başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale oluşturan HAGB kararının ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu nedenle AYM, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlali şikayetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşmıştır. AYM, Umut Kılıç bireysel başvurusunda Cumhurbaşkanına hakaret ile ilgili olarak, hakimlik mülakatı sırasında Cumhurbaşkanına ve mülakatı yapan kamu görevlilerine yönelik ifadelerden dolayı verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğiği iddiasını kabul edilemez buldu.