insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması (AİHM)

12
insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması (AİHM)
insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması (AİHM)

insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması hakkında AİHM kararı

insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı. AİHM, Aliyev/Azerbaycan (B. No: 68762/14, 20/9/2018) bireysel başvurusunda insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması hususunda ihlal kararı verdi. AİHM’ye göre insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması çalışmaları nedeniyle gerçekleştirilmiş olup susturma ve caydırma amacı taşımaktadır (karara ilişkin basın duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz).

Başvurucu, Azerbaycan’da insan hakları hukuku alanında avukatlık yapmakta olup aynı zamanda bir sivil toplum kuruluşunun (STK) başkanıdır. Başvurucuya yasadışı girişimcilikte bulunma, güveni kötüye kullanma ve vergi kaçakçılığı suçları isnat edilerek evi ve ofisi aranmıştır. (insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması)

Başvurucu Haziran 2014’te Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin bir oturumunda, Azerbaycan’da insan haklarının durumu üzerine telefon bağlantısı ile bir rapor sunmuştur. Bu sunumundan sonra aralarında iktidar partisi milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda kişi tarafından başvurucu ve başkanı olduğu STK hedef gösterilmiştir.

Başsavcılıkça, başvurucunun derneğinin de dahil olduğu birçok STK’ye karşı mali usulsüzlükler yapıldığı iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Başvurucuya ayrıca geniş çaplı vergi kaçakçılığı, yasadışı girişimcilikte bulunma ve nitelikli güveni kötüye kullanma suçları isnat edilmiştir.

Soruşturma kapsamında başvurucunun evi ve aynı zamanda avukatlık faaliyetlerini yürüttüğü STK ofisi aranmıştır. Başvurucunun evinde bulunan bilgisayarlara, belgelere, USB’lere ve harici disklere el konulmuştur. Ofisten de dernek faaliyetiyle ilgili bütün belgeler, AİHM’ye yapılan 100’den fazla başvuru dosyası ve iç hukukta devam eden davaların dosyaları alınmıştır.

Başvurucunun arama ve el koyma kararlarının hukuka aykırı olduğu yönündeki şikayetleri, derece mahkemelerince reddedilmiştir. Derece mahkemeleri el konulan dava dosyalarının da ‘bu aşamada’ başvurucuya geri gerilmemesi gerektiğine karar vermiştir.

Başvurucu tutuklanmıştır. Başvurucu, 9-12 Ağustos tarihleri arasında yeni gelenlerin kaldığı “karantina”da kalmıştır. Ardından kendisi dışında herkesin sigara içtiği 8 kişi ile paylaştığı, kendisine ait bir yatağın, banyonun, havalandırmanın olmadığı, açık havaya çıkmasının yasak olduğu, ışıkların sürekli açık olduğu ve suyun günde iki saat verildiği 10 metrekarelik bir koğuşta kalmıştır.

İnsan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması ile ilgili AİHM kararı

AİHM, başvurucunun ihlal iddiaları hakkındaki kararını açıklamadan önce Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde uygulanmayı bekleyen “Mammadov grubu” davalarıyla ilgili bilgi vermiştir.

AİHM, kararda insan hakları savunucularının korunması ve insan hakları alanındaki faaliyetlerinin geliştirilmesi için hazırlanan rapor ve rehberlerden de bahsetmiştir.

17 Aralık 2015 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan karar; 6 Şubat 2008 tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince insan hakları savunucularının korunması için hazırlanan deklarasyon; 27 Haziran 2012 tarihli Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi kararı; 6 Haziran 2018 tarihli Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi kararı ve 10 Haziran 2014 tarihli AGİT’in insan hakları savunucularının korunması için hazırladığı rehber.

İnsan hakları savunucuları ile ilgili şu yazıları okuyabilirsiniz

Cezaevi koşullarının kötü olduğu iddiası

AİHM, başvurucunun 9-12 Ağustos 2014 arasındaki tutukluluk süresinde hücredeki yer yetersizliği ve diğer tutuklu kişilerle aynı yatağı paylaşma zorunluluğu sebebiyle AİHS’nin 3. (işkence yasağı) maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. (insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması)

Tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

Başvurucu, kamu görevlilerinin yetkililerin kendisinin söz konusu suçları işlediğine dair bir makul şüphenin olmadığından şikayetçi olmuştur. AİHM, Rasul Jafarov kararında ortaya konan “makul şüphe” kriterlerine atıf yapmış, kişinin suç işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte bilginin mevcut olması gerektiğini belirtmiştir.

AİHM, Rasul Jafarov kararındaki başvurucuya benzer şekilde, başvurucuya isnat edilen suçların ya idari nitelikte ya da bildirim yükümlülüğüne ilişkin olduğunu tespit etmiştir.

AİHM, başvurucunun özgürlüğünden “makul şüphe” olmaksızın yoksun bırakılmadı nedeniyle AİHS’nin 5(1) fıkrasının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

Tutukluluğun mahkemelerce denetlenmediği iddiası

AİHM, Rasul Jafarov bireysel başvurusuna benzer şekilde davasında olduğu gibi derece mahkemelerinin başvurucunun yakalanması ve tutuklanmasının dayandığı makul şüphenin varlığını denetleyememişlerdir. Derece mahkemeleri savcılıktan gelen dosyaları otomatik olarak onaylamışlardır. Tutukluluğun hukuka uygunluğu konusunda gerçek, bağımsız bir denetim yapılmamıştır.

Özel ve aile hayatının gizliliği hakkının ihlali iddiası

AİHM, avukat mülklerinin /ofislerinin aranmasında gereken sıkı inceleme ve dikkat yükümlülüğünün altını çizmiştir.

AİHM, AİHS’nin 8(2) fıkrasının kişinin özel ve aile hayatına saygı hakkına sınırlama getirilebileceğini kabul etmektedir. Ancak maddenin 2. fıkrasında yer verilen sınırlandırma sebeplerinin dar yorumlanmasını gerekir. AİHS’nin 8(2) fıkrasında yer alan sınırlandırma nedenleri belirlidir ve tanımları da sınırlıdır.

AİHM, derece mahkemelerinin arama izinlerinin gerekçelerinin muğlak ve davaya konu olaylara ya da güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarına hiç değinmeksizin verildiğini tespit etmiştir. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde başvurucunun ofisinde ve evinde ilgili delillerin bulunabileceğine dair makul bir şüpheye yer verilmediği görülmüştür.

AİHM, aramanın AİHS’nin 8. maddesi kapsamında özel hayata yapılan müdahaleye gerekçe olabilecek herhangi bir meşru amacı olmadığı kanaatindedir. Bu nedenle avukatın evinin ve ofisinin aranmasının meşru bir amacı olmadığından AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanması

Başvurucu, tutuklanmasının ve AİHM’de derdest bireysel başvuru dosyalarına el konulmasının, hükumete muhalif biri ve insan hakları savunucusu olarak kendisini cezalandırmak ve susturmak amacıyla yapıldığından şikayetçi olmuştur. Haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlanması konusu Sözleşme’nin 18. maddesinde düzenlenmiştir.

AİHS’nin 18. maddesinin özelliği

AİHM, AİHS’nin 18. maddenin uygulanması ve yorumlanmasına ilişkin genel ilkeleri Merabishvili/Gürcistan [BD] kararında ortaya konulmuştur (B. No: 72508/13, 28/11/2017, §§ 287-317).

AİHM’ye göre, AİHS’nin 18. maddesinin 14. maddeye benzer bir biçimde, bağımsız uygulama alanı bulunmamaktadır. AİHS’nin 18. maddesi, taraf devletlerin yargı yetkileri kapsamında korumayı taahhüt ettikleri Sözleşme ya da ek Protokollerde yer alan hak ve özgürlükler paralelinde ileri sürülebilir. AİHS’nin 18. maddesi taraf devletlerin AİHS’de yer almayan bir sebeple hak ve özgürlükleri kısıtlamasını yasaklamaktadır. Bu anlamda otonom bir haktır. AİHS’nin 18. maddesinin bu otonom özelliğinden ötürü, 14. maddede olduğu gibi bir hakla bağlantılı olarak öne sürülmesi gerekmez.

AİHS’de tanınan bir hak veya özgürlüğün kısıtlanması durumunda, kısıtlanmaya ilişkin bütün gerekliliklerinin yerine getirilmemesi otomatik olarak 18. madde kapsamında değerlendirilecek bir mesele değildir. Sözleşme’nin 18. maddesi kapsamında ayrı bir değerlendirme yapılabilmesi için AİHS’de yer verilen bir nedenle gerçekleşen kısıtlamanın başvurunun esaslı bir unsurunu oluşturması gerekir.

Haklara getirilecek kısıtlamanın gizli (ya da Sözleşme’de yer almayan) bir amaca dayanması

Belirli durumlarda bir hak veya özgürlük tamamıyla AİHS’de yer almayan bir nedenle kısıtlanabilir. Bazı durumlarda da kısıtlamanın hem Sözleşme’de yer alan bir amaçla hem de başkaca gizli bir amaca dayanması (birden fazla amaca dayanması) olasıdır.

Böyle hallerde kısıtlamaya olanak tanıyan madde hükmüne göre kısıtlama meşru bir amaca dayansa bile kısıtlama ağırlıklı olarak AİHS’de yer almayan bir nedene dayanıyorsa 18. maddenin ihlali söz konusu olabilir. Bu kısıtlama amaçlarından hangisinin daha baskın olduğu somut olaya göre değişebilir. Baskın amacın belirlenmesinde AİHM ileri sürülen gizli amacın ağırlığını dikkate almaktadır. AİHM ayrıca Sözleşme’nin temel amacının hukukun üstünlüğünün hakim olduğu demokratik toplum değerlerini korumak ve geliştirmek olduğunu göz önünde bulundurur.

Kısıtlamanın gizli (ya da Sözleşme’de yer almayan) amacının ispatı

AİHM, kısıtlamanın gizli (ya da Sözleşme’de yer almayan) amacının ispatı konusunda ilk olarak ispat külfetinin taraflardan herhangi birine yüklenmemesi yaklaşımını benimsemektedir. AİHM, ispat yüküyle ilgili ikinci olarak, ispat standardının makul şüphenin ötesinde olmasını aramaktadır. Ancak “makul şüphenin ötesinde” olma kriteri otonom bir kavramdır.

İspat yükünde “makul şüphenin ötesinde” olma kriteri

İlk olarak ele alınan ispatın sağlam, açık ve aksi ispat edilmemiş maddi karineler ile uyumlu olması gerekir. İkinci olarak, sonuca varmak için gereken ikna seviyesi olayların özelliklerine, iddiaların içeriğine ve iddia edilen hakkın niteliğine bağlıdır. Üçüncü olarak AİHM, önündeki delillerin kabul edilebilirliğine ve olayla ilgisini takdir yetkisine sahip olup her bir delilin ispat değerine de karar verebilir.

AİHM, delillerin serbestçe değerlendirilmesi neticesinde, tarafların ileri sürdüğü delillerin dışında birtakım unsurları da kullanarak bir sonuca ulaşır. AİHM, tarafların delillere ilişkin yaşayabileceği bazı güçlüklere karşı hassastır. Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 18. maddesi kapsamındaki şikayetlerde delillerin öne sürülebilmesi yönünde özel bir ispat standardı ile bağlı değildir.

İspat yükü ve bağlamsal deliller

AİHM bağlamsal delilleri de kullanabilmektedir. Bağlamsal delil, olaylara ilişkin bilgileri, ikincil bilgileri ve somut olaydan çıkarılabilecek ardışık olayları ifade etmektedir. STK’lerin, uluslararası gözlemcilerin, medyanın raporları, beyanları veya ulusal ya da uluslararası mahkemelerin kararları da dikkate alınmaktadır.

İnsan hakları savunucularının özel önemi

AİHM’ye göre başvurucu, bir insan hakları savunucusu ve insan hakları avukatıdır. AİHM, uluslararası belgelerin ve Avrupa Konseyi belgelerinin ışığında insan hakları savunucularının, insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde sahip oldukları rolün önemine dikkat çekmiştir. AİHM ayrıca başvurucunun AİHM’de derdest çok sayıdaki başvurunun avukatlığını yaptığını ve AİHM kararlarının uygulanması konusunda Bakanlar Komitesi’ne başkanı olduğu STK adına görüş sunduğunu dikkate almıştır.

Başvurucuya yöneltilen suçlamalar AİHS’nin 5(1)(c) bendi uyarınca makul şüphe standardına dayanmamaktadır. Başvurucunun tutuklanmasında, sivil toplum kuruluşlarını ve onların liderlerini hedef alan kamu görevlilerinin açıklamalarının etkisi bulunmaktadır. AİHM’ye göre STK’lerin ve liderlerinin kamu görevlilerince “hain” ve “ülke içinde düşmanca faaliyet gösteren dış güçler” olarak nitelendirilmesi, onların çalışmalarını gayrimeşru hale getirmeyi amaçlamaktadır.

AİHM’ye göre, başvurucunun ofisinde yapılan aramada yalnızca derneğe ait belgelere el konulmamış, ayrıca, avukat-müvekkil gizliliğine aykırı bir şekilde başvurucu tarafından AİHM’ye yapılan bireysel başvuruların dosyalarına da el konulmuştur. AİHM, benzer iddiaları incelediği Hajibeyli/Azerbaycan bireysel başvurusunda, bu durumun AİHS’nin 34. maddesinde düzenlenen bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştı.

AİHM, bu dava bağlamında Azerbaycan’da STK’lerle ilgili katı ve kısıtlayıcı mevzuatı,  başvurucuya uygulanan yaptırımları göz önünde bulundurmuş, başvurucunun örgütlenme hakkının oldukça kısıtlandığını tespit etmiştir. Söz konusu yaptırımlar ayrıca daha geniş çapta STK faaliyetleri üzerinde “caydırıcı etki” oluşturmuştur

AİHM,  başvurucuya uygulanan kısıtlamaların AİHS’de tanınan meşru amaçları taşımadığına ve esasında başvurucuyu susturma ve cezalandırma amacını taşıdığı kanaatine varmıştır. Bu nedenle özgürlük ve güvenlik hakkı ile özel hayata saygı hakkı bağlamında Sözleşme’nin 18. maddesi ihlal edilmiştir.

AİHM kararlarının bağlayıcılığı ve infazı

AİHM, somut başvuruda AİHS’nin 46. maddesi çerçevesinde bazı belirlemelerde bulunmuştur. AİHM, başvurucunun karşılaştığı yaptırımların susturma ve cezalandırma amacı taşıdığı kanaatindedir.  Benzer ihlaller Azerbaycan’a karşı başka birçok davalarda da tespit edilmiştir.

AİHM, somut olaydaki ile benzer olan Ilgar Mammadov, Rasul JafarovMammadli/Azerbaycan ve Rashad Hasanov ve diğerleri/Azerbaycan kararlarına atıf yapmıştır.

AİHM’ye göre bu kararlar, hükümete muhalif olanların, STK aktivistlerinin ve insan hakları savunucularının ceza hukukunun kötüye kullanılması ve misilleme amaçlı soruşturmalarla hukukun üstünlüğünün hiçe sayılarak keyfi bir şekilde gözaltına alınması ve tutuklanmaların rahatsız edici örnekleridir.

Bu şekildeki keyfi tutuklama örneklerinin ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünün kullanımını kısıtlama amacını taşıdığı Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri ve diğer uluslararası insan hakları kurumlarının tespitlerine de konu olmuştur.

AİHM, hükümetin bu tarz uygulamalarından kaynaklanan örneklerin birbirini tekrar eden başvuruları arttırabileceğini tespit etmiştir. Derece mahkemeleri, başvurucuları keyfi tutuklamalara karşı koruyamamakta ve savcılığın tutukluluk taleplerini otomatik olarak onaylamaktadırlar.

AİHM, Aliyev/Azerbaycan (B. No: 68762/14, 20/9/2018) bireysel başvurusunda insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması hususunda ihlal kararı verdi. AİHM’ye göre insan hakları avukatının tutuklanması evinin ve ofisinin aranması çalışmaları nedeniyle gerçekleştirilmiş olup susturma ve caydırma amacı taşımaktadır. (avukatların tutuklanması, insan hakları savunucularının tutuklanması, avukatın evinin aranması, avukatın ofisinin aranması).