Olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma: AİHM'in yaklaşımı
Olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma: AİHM'in yaklaşımı

Olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma konusundaki yaklaşımını ortaya koydu. Mehmet Altan ve Şahin Alpay‘ın AİHM’e yaptığı bireysel başvurularda AİHM ihlal kararları vermişti. Kararlarda başvurucular Mehmet Altan ve Şahin Alpay tarafından 21 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen OHAL’in haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdi (bkz: Mehmet Altan/Türkiye kararı, § 84).

(AİHM’nin olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma konusundaki bilgi notuna buradan ulaşabilirsiniz)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme) olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma başlıklı 15. maddesinde:

“1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.”

hükmüne yer verilmiştir.

Mehmet Altan ve Şahin Alpay AİHM önündeki bireysel başvurularında Türkiye’nin, Sözleşme hükümlerini ihlal etmediğini belirtmişlerdir. Hükümet ise askeri darbe girişiminin neden olduğu riskler nedeniyle ulusun hayatını tehdit bir acil durum (olağanüstü hal) olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca ulusal makamların acil durumlara karşı aldığı önlemlerin kesinlikle gerekli olduğu belirtilmiştir.

Davaya üçüncü taraf olarak katılan “İnsan Hakları Komiseri“, Sözleşme’den muafiyet bildirimi hakkında herhangi bir yorumda bulunmamıştır.

Özel Raportör ise olağanüstü hal ilanının haklı kılan şartların ortadan kalkması halinde, derogasyonla bağlantılı olarak bireylerin haklarının kısıtlanamayacağını belirtmiştir.

AİHM’in olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma konusundaki yaklaşımı

AİHM, incelemesini mevcut davada istisnai istisna hakkının kullanılması için Sözleşme’nin 15. maddesinde belirtilen şartların olup olmadığı bağlamında gerçekleştirmiştir.

Bu bağlamda AİHM, öncelikle, askeri darbe girişimi sonucu meydana gelen ağır tehlikelerle, ulusun hayatına yöneltilen tehdidin üstesinden gelmek amacıyla, olağanüstü hal ilan edildiğini belirtmiştir.

Kararda AİHM, Türkiye tarafından derogasyon bildiriminin yapıldığına dikkat çekmiştir. Türkiye ise Sözleşme’nin hangi maddelerinin bir derogasyon konusunu oluşturduğunu açıkça belirtmemiştir. Bunun yerine, “alınan önlemlerin Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerden derogasyon gerektirebileceğini” belirtmekle yetinmiştir.

AİHM ayrıca, taraflardan hiçbirinin, Türkiye tarafından istisna bildiriminin Sözleşme’nin 15 § 3 fıkrasında belirtilen yasal gerekliliği yerine getirmediğini belirtmiştir. Dolayısıyla AİHM, Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin tedbirlerden tam olarak haberdar edilmemesine karşı çıkmadığını gözlemlemiştir. 

AİHM, Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca, herhangi bir Yüksek Sözleşmeci Tarafın, savaş zamanında veya ulusun hayatını tehdit eden acil durumlarda, Sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerinden sapan önlemler alma hakkına sahip olduğunu belirtmiştir. Bu önlemlerin, maddenin 2. paragrafında belirtilen, söz konusu tedbirlerin durumun gereklilikleri ile kesin olarak orantılı olması ve uluslararası hukukun diğer yükümlülüklerle çelişmemesi gerekir (bkz: Lawless/İrlanda (no.3) , 1 Temmuz 1961, § 22, sayfa 55, Seri A, 3).

AİHM’e göre, “halkın hayatı” ve “kamusal bir aciliyet” ile yaşamın tehdit edilip edilmediğini ve durum eğer öyleyse gerekli önlemlerin neler olduğunu belirlemek Akit Devlete ait bir görevdir (bkz: A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 3455/05, § 173, AİHM 2009). 

Olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma konusunda Devletin geniş taktir yetkisi vardır

Ulusal makamlar, günün acil ihtiyaçlarıyla doğrudan ve sürekli temas halinde olmaları nedeniyle gerekli derogasyonların niteliğine ve kapsamına karar verme konusunda daha iyi konumdadırlar.

Buna göre, bu konuda ulusal makamların geniş bir takdir yetkisi vardır. Bununla birlikte AİHM, Devletlerin bu konuda sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmadıklarını vurgulamıştır. Yurt içi takdir yetkisine Avrupa denetimi eşlik etmektedir (bkz: Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık, 26 Mayıs 1993, § 43, Seri A no. 258‑B).

Mevcut davada AİHM, Hükümet’in askeri darbe girişiminin ve sonrasında demokratik anayasal düzene ve insan haklarına ciddi zararlar verdiğine, yani ulusun yaşamına yönelik bir tehdidin varlığına işaret ettiği konusuna dikkat çekmiştir. AİHM ayrıca, başvurucunun bu değerlendirmeye itiraz etmediğini belirtmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararına atıf

AİHM, AYM’nin olağanüstü hal ilanına yol açan gerçekleri anayasal bir perspektiften incelemiştir. AİHM, askeri darbe girişiminin ulusun yaşamı ve varoluşuna karşı ciddi bir tehdit oluşturduğu sonucuna vardığını belirtmiştir.

AYM’nin bulguları ışığında AİHM, benzer şekilde, askeri darbe girişimini, Sözleşme anlamında “ulusun hayatını tehdit eden olağanüstü hal” olarak kabul etmiştir.

Sonuç değerlendirmesi

Tedbirlerin kati suretle durumun zaruretinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunda AİHM, “hukuka uygun”  ve “kanunun emrettiği usule uygun” olmayan bir tedbirin olduğu sonucuna varılamayacağına karar vermiştir.

AİHM, olağanüstü halde yükümlülükleri askıya alma konusundaki yaklaşımını ortaya koydu.