Sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı tanınmalıdır

134
Sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı tanınmalıdır
Sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı tanınmalıdır

Sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı tanınmalıdır

Sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı verilmelidir. Anayasa Mahkemesi (AYM) hakkında sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı verilmesi gerektiğine hükmetti. AYM, Yusuf Ahmed Abdelazım Elsayad (B. No: 2016/5604, 24/5/2018) bireysel başvurusunda hakkında sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı verilmesi gerektiğini belirterek Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. (Kararın basın duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz)

Sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı konusundaki olaylar

Yasal yollardan Türkiye’ye giriş yapan Mısır vatandaşı başvurucunun bulunduğu şehirdeki emniyet müdürlüğüne yabancı uyruklu bir grubun yasa dışı yoldan Suriye’ye geçirileceği ihbarında bulunulmuştur.

Belirtilen adreslere yapılan baskında aralarında başvurucunun da bulunduğu yabancı uyruklu kişiler yakalanmıştır. Cumhuriyet başsavcılığı, yakalanan şahısların il göç idaresine teslim edilmesine karar vermiştir. Göç idaresi başvurucunun idari gözetim altına alınarak sınır dışı edilmesine karar vermiştir.

Başvurucu, ülkesine dönmesi hâlinde kötü muameleye maruz kalabileceğini belirterek uluslararası koruma talep etmiştir.

Başvurucu, sınır dışı edilme işleminin gerçekleşmemesi nedeniyle geri gönderme merkezine (GGM) gönderilmiştir. Başvurucunun avukatı, GGM’den görüşme talebinde bulunmuş, ancak bu talebe cevap verilmeden başvurucu başka bir şehirdeki GGM’ye göndermiştir.

Sınır dışı kararına itiraz edilememiştir

Avukatın, sevk edildiği GGM’de başvurucu ile görüşme talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine avukatlar, Cumhuriyet başsavcılığına başvurarak GGM müdürü hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Sınır dışı edilme kararı karşısında 15 günlük dava açma süresinin engellenmesi amacıyla başvurucuyla görüşmelerine izin verilmediği avukatlarca ileri sürülmüştür.

Bu arada başvurucunun yeri üçüncü defa değiştirmiştir. Başvurucuyla görüşen avukatı, sınır dışı edilme işleminin iptalini sağlamak için dava açabilmek amacıyla başvurucunun dosyasını inceleme talebinde bulunmuştur. Ancak dosyayı daha sonra inceleyebileceği sözlü olarak avukata bildirilmiştir.

Sınır dışı etme kararına itiraz süresi kaçırılmıştır

Avukat vekâletname düzenlenebilmesi için notere başvurmuş ancak GGM yetkilileri başvurucunun kimliği ve pasaportunun bulunmadığını belirtmişlerdir. Sonuç olarak başvurucu tarafından avukatına vekâletname verilememiştir.

Sınır dışı edilme kararının iptali talebiyle dava açan başvurucu; ülkesinde 2013 yılında askeri darbe gerçekleştiğini, eşinin babasının darbe karşıtı muhalif bir gazeteci olduğundan yeni yönetimin kendisini arananlar listesine aldığını, ülkesine geri gönderilmesi durumunda yaşamının ve özgürlüğünün tehlikeye düşeceğini ifade etmiştir. İdare mahkemesi davayı, süresi içinde açılmadığından reddetmiştir.

Sınır dışı edilme kararı ile ilgili iddialar

Başvurucu, sınır dışı edilme kararına karşı yetkili makamlara başvuru imkanının kısıtlanması nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.

Sınır dışı edilme uygulamasına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaklaşımı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) sınır dışı edilme kararının uygulanması hâlinde yaşam hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edileceğine ilişkin şikâyetler ve bu bağlamda etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiaları ile ilgili ilkesel yaklaşımı özetle şöyledir:

İşkence ve kötü muamele riski etkili bir şekilde incelenmelidir

AİHM, geri gönderilen ülkede işkence ve kötü muamele riskinin varlığını haklı gösteren önemli gerekçelerin bulunması hâlinde bu iddiaların kapsamlı ve titiz (etkili) bir şekilde incelenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.

İnceleme sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme kararı otomatik olarak durmalıdır

AİHM, söz konusu incelemenin etkililiğinden bahsedebilmek için sınır dışı etme kararı uygulanmadan önce ilgili kişiye bağımsız bir mercie başvuruda bulunma imkânı sunulması ve inceleme sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme kararının uygulamasının kendiliğinden (otomatik olarak) durdurulmasının önemine vurgu yapmaktadır.

Etkili bir başvuru yolunun var olması gerekir

Öte yandan AİHM, Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklerin ulusal düzeyde korunması için etkili bir başvuru yolunun var olması gerektiğini belirtmektedir.

Uygun bir telafi imkanı veren bir iç hukuk yolunun sağlanması gerekir

AİHM’e göre Sözleşme’nin 13. maddesi yetkili ulusal makamlar tarafından Sözleşme kapsamına giren bir şikâyetin esasının incelenmesine izin veren ve uygun bir telafi yöntemi sunan bir iç hukuk yolunun sağlanmasını gerekli kılmaktadır. Ayrıca bu hukuk yolunun teoride olduğu kadar pratikte de etkili bir yol olması gerekmektedir.

AİHM, başvurucunun Sözleşme’nin ihlal edilmesi sonucu mağdur olduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiada bulunması gerektiğine vurgu yapmakta ve devletin Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamındaki yükümlülüğünün ihlal edildiği ileri sürülen hakkın içeriğine göre değişiklik gösterebileceğini belirtmektedir.

Sınır dışı edilme uygulamalarına AYM’nin yaklaşımı

Anayasa Mahkemesi sınır dışı kararları

AYM, içtihadının özeti A.A. ve A.A. [GK](B. No: 2015/3941, 1/3/2017) bireysel başvurusunda bulunabilir.

Yabancıları ülkeye kabul etmede devletlerin taktir yetkisi vardır

Anayasa’da yabancıların ülkeye girişleri, ülkede ikamet edişleri ve ülkeden çıkarılmalarına ilişkin konularda herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Uluslararası hukukta da kabul edildiği üzere bu husus, devletin egemenlik yetkisi kapsamında kalmaktadır. Dolayısıyla devletin yabancıları ülkeye kabul etmekte veya ülkeden sınır dışı etme konusunda takdir yetkisinin bulunduğu kuşkusuzdur. Ancak anılan işlemlerin -Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturması hâlinde- bireysel başvuruya konu edilebilmesi mümkündür (A.A. ve A.A. [GK], B. No: 2015/3941, 1/3/2017, § 54).

Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yaşama hakkının yanında kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı da güvence altına alınmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence ve eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı ilkesine yer verilmiştir. Maddenin sistematiğinden de anlaşılacağı üzere birinci fıkrada genel olarak güvence altına alınan bireyin maddi ve manevi varlığı, üçüncü fıkrada kötü muamelelere karşı özel olarak korunmuştur (A.A. ve A.A. [GK], § 55).

Kötü muameleye korumada karşı devletin pozitif yükümlülüğü vardır

Ancak bu yasakla korunan hakların gerçek anlamda güvence altına alındığından bahsedilebilmesi için devletin kötü muamelede bulunmaması yeterli değildir. Devletin aynı zamanda bireyleri, kendi görevlilerinin ve üçüncü kişilerin kötü muamele oluşturabilecek eylemlerine karşı da koruması gerekir (A.A. ve A.A. [GK], § 57).

Nitekim Anayasa’nın 5. maddesinde “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak” devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır. Anayasa’nın 17. ve 5. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde devletin bireyi kötü muamele yasağına karşı koruma (pozitif) yükümlülüğünün de bulunduğu anlaşılmaktadır  (A.A. ve A.A. [GK], § 58).

Anayasa’nın 5., 16. ve 17. maddeleri uluslararası hukuk ve özellikle de Türkiye’nin taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi’nin ilgili hükümleri ile birlikte yorumlandığında devletin egemenlik yetkisi alanında olup gönderildikleri ülkede kötü muameleye maruz kalabilecek yabancıların da maddi ve manevi varlıklarına yönelik risklere karşı korunmalarının devletin pozitif yükümlülükleri arasında yer aldığının kabulü gerekir  (A.A. ve A.A. [GK], § 59).

Sınır dışı edilme kararına karşı etkili bir “karşı çıkma imkânı” tanınması gerekir

Anılan pozitif yükümlülük kapsamında, sınır dışı edilecek kişiye ülkesinde karşılaşabileceği risklere karşı gerçek anlamda bir koruma sağlanabilmesi için sınır dışı etme kararına karşı etkili bir “karşı çıkma imkânı” tanınması gerekir.

Aksi hâlde sınır dışı edildiğinde kötü muameleye maruz kalma riski altında olduğunu iddia eden ve bu iddiasını delillendirme konusunda devlete göre daha kısıtlı imkânlara sahip olan yabancıya gerçek anlamda bir koruma sağlanabildiğinden bahsetmek mümkün olmayacaktır  (A.A. ve A.A. [GK], § 60).

Yabancıya “iddialarını araştırtma” ve bu kararı “adil bir şekilde inceletme” imkanı sağlanmalıdır

Dolayısıyla kötü muameleye karşı koruma pozitif yükümlülüğünün -anılan yasağın koruduğu hakların doğası gereği- hakkında sınır dışı edilme kararı verilen bir yabancıya “iddialarını araştırtma” ve bu kararı “adil bir şekilde inceletme” imkânı sağlayan usul güvencelerini de içerdiği kuşkusuzdur (A.A. ve A.A. [GK], § 61).

Kötü muamele riski ayrıntılı olarak araştırılmalıdır

Bu çerçevede sınır dışı edilme kararı işlemi sonucunda yabancının gönderileceği ülkede kötü muamele yasağının ihlal edileceğinin iddia edilmesi hâlinde idari ve yargısal makamlar tarafından söz konusu ülkede gerçek bir ihlal riskinin bulunup bulunmadığı ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır.

Sınır dışı kararlarının bağımsız bir yargı organı tarafından denetlenmesi gerekir

Anılan usul güvencelerinin bir gereği olarak idari makamlar tarafından alınan sınır dışı kararlarının bağımsız bir yargı organı tarafından denetlenmesi gerekir.

Sınır dışı kararının icrasının otomatik olarak durması gerekir

Bu denetim süresince sınır dışı kararlarının icra edilmemesi ve yargılama sürecine tarafların etkili katılımının sağlanması gerekir  (A.A. ve A.A. [GK], § 62).

Sınır dışı kararına karşı etkili başvuru hakkı

Öte yandan Anayasa’nın 40. maddesinde Anayasa’da güvence altına alınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkı (etkili başvuru hakkı) güvence altına alınmaktadır.

Buna göre etkili başvuru hakkı;  anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlamaya) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir.

Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ileri sürülebileceği bir başvuru yolunun mevzuatta öngörülmesi yeterli değildir. Söz konusu başvuru yolunun aynı zamanda uygulamada da etkili olması (başarı şansı sunması) gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolunun gerek hukuken gerekse uygulamada genel anlamda etkili olması, somut olay bakımından etkili başvuru hakkına ilişkin bir müdahale bulunup bulunmadığının değerlendirilmesine engel değildir.

Yukarıda yer verilen ilkelerde görüldüğü üzere sınır dışı edilmesine karar verilen yabancıya, kötü muamele yasağına karşı koruma yükümlülüğü uyarınca bu karara etkili bir “karşı çıkma imkânı” tanınması gerekmektedir. Anılan yasağın doğası gereği içerdiği kabul edilen usul güvencelerinin ilk bakışta etkili başvuru hakkı kapsamındaki güvencelerle benzer nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.

Etkili başvuru hakkı, kötü muamele yasağının esasının korunmasına yönelik güvencelerden farklı olarak maddi hakka ilişkin ihlal iddialarının yetkili makamlara ulaştırılmasına imkân sağlayan güvenceler içermektedir. Nitekim AYM içtihatlarına göre kötü muamele yasağı kapsamında inceleme yapılabilmesi için sıkı ispat kriterleriyle donatılmış, savunulabilir nitelikte bir iddianın varlığı aranırken (A.A. ve A.A., §§ 63, 71-74) anılan yasakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinin makul şekilde açıklanması inceleme için yeterli görülebilir. Dolayısıyla etkili başvuru hakkının ihlali kötü muamele yasağının da mutlak şekilde ihlal edilmesine bağlı değildir.

Kötü muamele yasağı bağlamında tazminat yolu yeterli değildir

Kötü muamele yasağı kapsamında gerçekleşen ihlaller bakımından tazminat yolu kural olarak yalnız başına ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeterli değildir. Özellikle de geri gönderilecek ülkede yaşam hakkı ya da kötü muamele yasağının ihlal edilme riskinin bulunduğu durumlarda tazminat yolunun yalnız başına ihlali tespit etmeye ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli olmadığı açıktır. Buna karşılık idari gözetim merkezinin fiziki koşullarının ulusal ve uluslararası standartları karşılamadığı gerekçesiyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiaları bakımından tazminat yolu bazı durumlarda ihlali gidermek için yeterli olabilmektedir (Bkz: B.T. [GK], 2014/15769, 30/11/2017). Bu nedenle etkili başvuru hakkına ilişkin değerlendirmenin, bağlantılı olduğu hakkın niteliğine ve şikâyetin kapsamına uygun olarak her olayda ayrıca yapılması gerekir.

Sınır dışı edilecekler dezavantajlı durumdadırlar

Geri gönderilecekleri ülkede kötü muameleye maruz kalacaklarını ileri süren yabancıların -özellikle de idari gözetim altında tutulanların ya da bir başka ifadeyle devletin gözetimi altında bulunanların- farklı dildeki açıklamaları/tebligatı anlama, ülkenin yasal mevzuatı hakkında bilgi sahibi olma ve resmî makamlara başvuruda bulunma konusunda oldukça dezavantajlı bir pozisyonda bulundukları tartışmasızdır.

Sınır dışı edileceklerin avukat, doktor, aile fertleri kalem, kâğıt, mevzuat, sözlük, internet vb. erişimi engellenmemelidir

Dolayısıyla başvurucuların kötü muamele iddialarını resmî makamlar önünde usulüne uygun şekilde ileri sürebilmelerinde destek sağlayacak kişilere (avukat, doktor, aile fertleri vb.) veya materyallere (kalem, kâğıt, mevzuat, sözlük, internet vb.) erişimlerinin tamamen engellenmesi etkili başvuru hakkının ihlaline neden olabilir. Bu engelleme ilgili mevzuatın yetersizliğinden kaynaklanabileceği gibi somut olay kapsamında yetkili makamların keyfî tutumlarına bağlı olarak da gerçekleşebilir.

AYM’nin somut olayı değerlendirmesi

Başvurucu, idari gözetim altına alınmasının ardından kısa bir süre içinde birbirine oldukça uzak konumdaki üç farklı GGM’ye sevk edilmiştir.

Başvurucunun hangi GGM’ye sevk edildiğine dair bilgi yazılı olarak talep edilmesine rağmen avukatına verilmemiştir.

Ayrıca avukatın başvurucuyla görüşme taleplerinin cevapsız bırakıldığına dair iddialar söz konusudur. Başvurucu, buna ek olarak, avukatına vekâlet verememe ve sınır dışı dosyasının avukat tarafından incelenmesine izin verilmemesinden şikayetçi olmuştur.

Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar ve bunları destekleyen olgular temelinde, kamu makamlarının engelleyici tutumu nedeniyle süresi içinde idare mahkemesinde dava açılamadığı iddiasının temelsiz olmadığı görülmüştür.

Başvurucu, Cumhuriyet başsavcılığına yapılan suç duyurusunda süre sorununu dile getirmiştir. Başvurucu, avukatıyla ilk görüşmesinin ardından da süresi içinde dava açmıştır. AYM’ye göre başvurucunun yasal süresinde dava açma konusunda özensiz davrandığını söyleyebilmek mümkün değildir.

İdare mahkemesinin sadece dava açma süresine ilişkin şekli bir inceleme yaptığı ve başvurucunun diğer iddialarını dikkate almadığı tespit edilmiştir.

Devletin himayesi altında bulunması nedeniyle ihlal iddialarını kanıtlamak konusunda başvurucu devlete göre dezavantajlı pozisyondadır. Başvurucunun maddi olgulara dayalı iddialarının idare mahkemesi tarafından dikkate alınmaması karşısında kötü muamele yasağının ihlaline ilişkin şikâyetlerle ilgili olarak etkili bir başvuru imkânı sağlanmamıştır. Ayrıca, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi için başvurucunun yeniden yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı edilmemesi de gerekir.

AYM, bu nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi (AYM) hakkında sınır dışı edilme kararı verilen yabancıya etkili başvuru hakkı verilmesi gerektiğine hükmetti.

İçindekiler tablosu