Siyasi amaçlı tutuklama yasağı
Siyasi amaçlı tutuklama yasağı

İnsan hakları savunucularının siyasi amaçla tutuklanması hak ihlalidir

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) siyasi amaçlı tutuklama yasağı hakkında önemli bir karar verdi. AİHM, siyasi amaçlı tutuklama yasağı ile ilgili olarak, seçim usulsüzlüklerini raporladığı için bir insan hakları aktivistinin tutuklamasının, insan hakları savunucularını susturma ve cezalandırma amacı taşıdığına hükmetti (Karar metnine buradan ulaşabilirsiniz: Mammadli/Azerbaycan, B.No: 47145/14, 19/04/2018).

AİHM, siyasi amaçlı tutuklama yasağı ile ilgili kararında Azerbaycanlı ünlü insan hakları savunucusunun gözaltına alınarak tutuklanması ve hüküm giydiği Mayıs 2014’e kadar tutuklu bulunmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal ettiğine hükmetti.

AİHM, başvurucunun 2013 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde meydana gelen usulsüzlüklere ilişkin raporun yayınlanmasının ardından tutuklanmasında makul şüphe bulunmadığına, tutukluluğuna dair itirazlarının hukuka uygun olarak incelenmediğine ve Sözleşme’nin 18. maddesine aykırı olarak sivil toplum kuruluşlarını ve insan hakları savunucularını susturmak ve çalışmaları nedeniyle onları cezalandırmak amacıyla tutuklandığına hükmetti.

Siyasi amaçlı tutuklama yasağı hakkında AİHM kararı

Başvurucu, seçimlerin izlenmesi konusuna yoğunlaşan çeşitli sivil toplum kuruluşlarının (STK) kuruculuğunu üstlenmiştir. Bu STK’ler kamu otoritelerince  ya feshedilmiş ya da tescil edilmemişlerdir. Bu STK’ler aynı zamanda Azerbaycan Hükümetini seçim usulsüzlükleri konusunda düzenli olarak eleştirmektedirler.

Devlet tarafından tescil edilmemiş STK’lerden birinin 2013 başkanlık seçimlerine ilişkin kritik raporunun yayınlanmasından birkaç ay sonra, başvurucu yakalanarak “yasa dışı girişimcilikte bulunma”, “geniş çapta vergi kaçakçılığı” ve “görevi kötüye kullanma” ile suçlanmıştır. Başvurucuya yüksek tutarda zimmet ve resmi belgede sahtecilik suçları da ayrıca isnat edilmiştir.

Derece mahkemesi savcılığın talebi üzerine, “isnat edilen suçların ağırlığı” ve “suçların tekrar işlenme riski” nedenleriyle başvurucunun tutuklanmasına kararı vermiştir. Başvurucunun kefaletle serbest bırakılma ya da tutukluluğun ev hapsine çevrilmesi yönündeki talepleri sürekli reddedilmiştir. Başvurucunun tutukluğu benzer gerekçelerle Mayıs 2014’e kadar sürdürülmüştür. Başvurucu bu tarihte atılı tüm suçlardan suçlu bulunarak beş buçuk yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucunun tutukluluğu ve yürütülen cezai süreç gerek ulusal gerekse uluslararası makamlarca eleştiri konusu yapılmıştır. Bu sırada Azerbaycan iktidar partisine üye siyasetçiler ve kamu görevlileri, STK aktivistlerini ve insan hakları savunucularını Azerbaycan’ın itibarını yurtdışında olumsuz yönde etkiledikleri gerekçesiyle sert şekilde eleştirmişlerdir. Yetkililer STK aktivistlerini casusluk, vatan hainliği ve yabancı ajanlıkla itham etmişlerdir.

Siyasi amaçlı tutuklama yasağı konusundaki iddialar

Başvurucu, Sözleşme’nin 5 § 1 ve 5 § 3 fıkralarını ileri sürerek makul sürede yargılanma ya da yargılanma süresince serbest bırakılma hakkının ihlali iddiasında bulunmuştur. Başvurucu, yakalama ve tutuklama kararlarının kendisinin suç işlediğine dair makul şüpheye dayanmadığı ve yargılama öncesi tutukluluğun devamının gerekliliğinin derece mahkemeleri tarafından gerekçelendirilmediğini ileri sürmüştür.

Başvurucu ayrıca, Sözleşme’nin 5 § 4 fıkrasına dayanarak tutukluluğun hukuka uygunluğu hakkında mahkeme tarafından ivedi şekilde karar verilmesi hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, tahliye kararlarında sabıka kaydının olmaması, sürekli ikametgâh sahibi olması ve ailesinin ekonomik olarak kendisine bağlı olması yönündeki iddialarının derece mahkemeleri tarafından dikkate alınmadığını iddia etmektedir.

Başvurucu son olarak, Sözleşme’nin 5. maddesi ile bağlantılı olarak 18. maddesinin de (haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlandırılması) ihlal edildiğini belirtmiştir. Başvurucu, yakalanarak tutuklanmasının siyasi amaçlarla gerçekleştirildiğini, insan hakları savunucuları ve STK aktivistlerini susturmaya yönelik bir baskı politikasının parçası olarak hedef alındığını ileri sürmüştür.

Özgürlük ve güvenlik hakkının ihlali (yakalama,  tutuklama, tutuk itirazlarının değerlendirilmemesi)

AİHM, öncelikle dernek tesciline dair yeni düzenlemeler sonrasında, Azerbaycan’da STK’lerin faaliyette bulunmalarına ilişkin gittikçe artan bir endişeye dikkat çekmiştir. Bu endişe nedeniyle başvurucu, tescil edilmemiş STK’lerinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, diğer tescilli STK’ler aracılığıyla hibe almak mecburiyetinde kalmıştır. Bu uygulamalar başvurucu hakkındaki iddiaların temelini oluşturmaktadır. Söz konusu iddialar incelendiğinde “vergi kaçırma”, “yasadışı girişimcilikte bulunma” veya “görevi kötüye kullanma” suçlarının işlenişine dair şüpheleri destekler nitelikte herhangi bir delil bulunmamaktadır.

Azerbaycan ulusal mevzuatı, STK’lerin devlet tescili olmadan faaliyette bulunmasını yasaklamamaktadır. Davalı devlet, ayrı ve devlet tescili olan bir STK’den hibe almayı cezai hale getiren herhangi bir ceza kanununa da atıf yapmamıştır. 2013 başkanlık seçimlerinin izlenmesinin finanse edilmesi ya da başvurucunun söz konusu hibeleri kabul etmesinin yasadışı olduğu kamu otoritelerince hiçbir zaman dile getirilmemiştir. Ayrıca hibede bulunan hiçbir kişi de verilen paraların amaçları dışında kullanıldığını iddia etmemiştir. Bu sebeple, başvurucunun faaliyetlerinin ticari bir amaç taşımadığı, hukuken yasaklanmadığı ve kar amacı gütmediği kabul edilmiştir. Savcılık, yargılamanın hiçbir aşamasında bunun aksine bir delil gösterememiştir.

Sözleşme’nin 5 § 1 fıkrası çerçevesinde yakalama ve tutuklamanın hukuka uygun olması zorunludur. AİHM, savcılığın iddia ettiği olayların başvurucunun ilk üç suçu işlediğine temel oluşturacak makul şüphe için yetersiz olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Ek suçlamalar ise derece mahkemesinin son kararının ardından dile getirilmiş olup tutukluluk süresini uzatmıştır. Bu bakımdan başvurucu hakkındaki makul şüphe değerlendirilmesinde herhangi bir önemleri bulunmamaktadır.

AİHM bu gerekçelerle, başvurucunun tutuklanmasını gerektirecek makul şüphe olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 1 fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir. AİHM, Sözleşme’nin 5 § 3 fıkrası kapsamındaki iddiaların ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.

Tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin olarak yeterli inceleme yapılmaması

AİHM, başvurucunun tutukluluğunun hukuka uygunluğuna ilişkin olarak yeterli inceleme yapılmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

AİHM’ye göre derece mahkemeleri başvurucunun yakalanıp tutuklanmasının makul şüpheye dayandığını ispatlamaktan ısrarla kaçınmıştır. Derece mahkemelerinin kararlarında savcılığın tutukluluğun devamına ilişkin talepleri otomatik olarak kabul edilmiş ve başvurucunun itirazları basmakalıp ve muğlak gerekçelerle reddedilmiştir.

AİHM bu nedenle derece mahkemelerin sadece Sözleşme’nin 5 § 4 fıkrası uyarınca değil, aynı zamanda Azerbaycan Yüksek Mahkemesinin kararlarında belirttiği standartlara da aykırı şekilde başvurucunun tutuk durumuna ilişkin gerçek bir değerlendirme yapılmadığına ve Sözleşme’nin 5 § 4 fıkrasının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Siyasi amaçlı tutuklama yasağı

(başvurucunun yakalanması ve tutuklanmasına dair gizli saik nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesi ile bağlantılı birlikte 18. maddesinin ihlali iddiası)

AİHM kararında Sözleşme’nin 5. maddesiyle bağlantılı olarak 18. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiği daha önceki içtihatlarına atıf yapmıştır.

Siyasi amaçla tutuklama yasağı değerlendirilirkenöncelikle “yasal düzenlemelerin giderek artan ağır ve kısıtlayıcı” gelişimine bakmıştır. İkinci olarak AİHM, başvurucunun hükümet taraftarı basın ve üst düzey devlet görevlilerince hedef gösterilmesini dikkate almıştır. AİHM, STK’lerin ve insan hakları savunucularının düzenli olarak “yabancı örgütlerin maşası”, “yabancı ajan” veya “vatan haini” şeklinde yaftalandıklarını belirtmiştir.

AİHM, Azerbaycan’daki insan haklarının durumunu raporlayarak yurtdışında “olumsuz bir imaj” oluşturduğu yönündeki eleştirilerin basit birer açıklama olduğunu kabul edememiştir. AİHM, bu açıklamaların STK’leri ve insan hakları savunucularının faaliyetlerini hedef aldığını değerlendirmiştir.

AİHM, son olarak, başvurucunun tutuklanmasının “münferit” bir olay olmadığını dikkate almıştır. AİHM Azerbaycan’da insan hakları savunucularını hedef alan geniş bir politikanın parçası olarak başvurucunun yakalanarak tutuklandığı iddiasının, başvurucu ve davaya müdahil tarafların da öne sürüldükleri gibi çeşitli faktörlerin birleşimi ile desteklendiği düşüncesindedir.

STK faaliyeti ve finansmanına ilişkin Azerbaycan’da sert ve kısıtlayıcı düzenlemelerin bulunması, devlet yetkililerinin STK’ler ve bunların yöneticileri hakkındaki yorumlarda bulunması, tanınmış diğer insan hakları aktivistlerinin de benzer biçimde tutuklanıp benzer iddialarla yargılanması ve başvurucu hakkında başlatılan cezai sürecin zamanının, başkanı olduğu STK’nin başkanlık seçimlerinin sonuçlarına ilişkin raporunun yayınlanmasından birkaç gün sonra meydana gelmesi hususları AİHM tarafından özellikle dikkate alınmıştır.

Bu gerekçelerle AİHM, yakalanarak tutuklanmasının gerçek hedefinin bir insan hakları savunucusu olarak başvurucuyu susturmak olduğunu belirtmiştir. AİHM seçimlerin izlenmesi konusunda faaliyet gösteren bir STK’deki aktivitelerinden dolayı başvurucuyu cezalandırmak olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla AİHM 5. madde ile birlikte Sözleşme’nin 18. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

AİHM, siyasi amaçlı tutuklama yasağı ile ilgili olarak, seçim usulsüzlüklerini raporladığı için bir insan hakları aktivistinin tutuklamasının, insan hakları savunucularını susturma ve cezalandırma amacı taşıdığına hükmetti.