Siyasi ifade özgürlüğü hakkında AYM kararı (Kemal Kılıçdaroğlu)
Siyasi ifade özgürlüğü hakkında AYM kararı (Kemal Kılıçdaroğlu)

Siyasi ifade özgürlüğü hakkında AYM kararı

Siyasi ifade özgürlüğü hakkında Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı. AYM, siyasi ifade özgürlüğü (siyasal ifade özgürlüğü) konusunda güncel bir karar verdi. AYM, CHP Genel Başkanı Kemal Kılçdaroğlu’nun yaptığı bireysel başvuruda ihlal kararı verdi. AYM, Kemal Kılıçdaroğlu (3) (B. No: 2015/1220, 8/7/2018) bireysel başvurusunda siyasetçinin ileri sürdüğü iddialar nedeniyle tazminata mahkum edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi (Türkiye’de siyasi ifade özgürlüğü).[karar ilişkin basın duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz]

Siyasetçinin ileri sürdüğü iddialar nedeniyle tazminata mahkum edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal eder

Başvurucu (Kemal Kılıçdaroğlu), belediye görevlilerinden bazılarının rüşvet aldığını iddia eden birinin ifadelerine dayanarak Kayseri Büyükşehir Belediyesiyle ilgili iddialarını kamuoyuyla paylaşmıştır.

Bu iddialara karşı kırk civarında manevi tazminat davası açılmıştır.

Yedi davada asliye hukuk mahkemeleri, başvurucunun belirtilen yedi farklı kişiye toplam 25 bin 500 TL tazminat ödemesine hükmetmiştir. Bu kararlar Yargıtay tarafından onanmıştır.

Siyasi ifade özgürlüğü konusundaki iddialar

Başvurucu, konuşmalarda davacıların ismini açıklamadığını ve davacıların şahsına saldırı niteliğinde hiçbir beyanda bulunmadığını belirterek ifade özgürlüğünün (siyasi ifade özgürlüğü) ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.

İfade özgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi

İfade özgürlüğü ve Anayasa

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS / Sözleşme) 10. maddesi şöyledir:

  1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
  2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan unsurlardandır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında ifade özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir.

AİHM’ye göre AİHS’nin 10(2) fıkrası saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Von Hannover/Almanya (No. 2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 101).

İfade özgürlüğü ve itibarın korunması hakkı arasındaki ilişki

AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması halinde 10(2) fıkrasında yer alan “başkalarının … haklarının korunması” ifadesine müracaat etmektedir.

AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği iki kararda – Von Hannover/Almanya (2) [BD] ve Axel Springer AG/Almanya [BD],   (39954/08, 7/2/2012)- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır.

Bunlar, ifade özgürlüğüne konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109; Von Hannover/Almanya, B. No:  59320/00, 24/9/2004, §§ 63-66),  ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, haber veya makalenin konusu (Von Hannover/Almanya (2), § 110; kamu tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k.), B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının içeriği, şekli ve etkileri (Von Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya, § 93; Von Hannover/Almanya (2), § 113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel Springer AG/Almanya, § 95).

Siyasilerin / siyasi ifade özgürlüğü ve AİHM

Siyasilerin / siyasetçilerin /siyasi ifade özgürlüğü hakkında Brasilier/Fransa (B. No: 71343/01, 11/4/2006)  kararı önem taşımaktadır. Brasilier/Fransa başvurusuna konu olayın eldeki başvuruya benzer yönleri bulunmaktadır:

Brasilier/Fransa bireysel başvurusunda AİHM; ilk olarak maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmesi gerektiği belirtmiştir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün değildir. AİHM, bir açıklamanın değer yargısı olarak görüldüğü durumlarda müdahalenin orantılılığının dava konusu sözlerin yeterli bir olgusal temele sahip olup olmadığına dayandığı yönündeki içtihadını hatırlatmıştır.

AİHM, Brasilier/Fransa davasında başvuru konusu olaydaki açıklamaların kamu menfaatleriyle ilgili konularda olduğunu ve bunların somut olguların açıklanmasından ziyade değer yargısı olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştir.

AİHM, ayrıca açıklamaların basında ve ilgili kesimlerde konuyla ilgili sıcak tartışmaların olduğu bir ortamda yapıldığına işaret etmiştir. AİHM, her ne kadar masumiyet karinesi göz önüne alındığında bir soruşturmaya maruz kalan kişinin suçlu olduğu varsayılamaz ise de isnada maruz kalan kişinin belediye başkanı sıfatıyla seçimlerin organizasyonu ve iyi idaresi bakımından görevleri de bulunan biri olduğundan olgusal bir temelin bulunduğunu kabul etmiştir.

AİHM başvurucuya verilen cezanın verilebilecek en düşük ceza olmasına rağmen -ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin bu özgürlüğün kullanımı üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği gerçeğinden hareketle- başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleyi kendiliğinden haklı gösteremeyeceği sonucuna varmıştır (Brasilier/Fransa, §§ 33-44).

Siyasetçilerin ifade özgürlüklerinin korunması

AİHM’ye göre ifade özgürlüğü, herkes için önemli olmasına karşın halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir. Çünkü seçilmiş kişiler, seçmenleri temsil ederler ve seçmenlerin kaygılarına dikkat çeker ve menfaatlerini savunurlar (Lombardo ve diğerleri/Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007, § 53).

Başvurucu gibi muhalefet partisinden bir milletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler, AİHM’yi daha sıkı bir denetim gerçekleştirmeye sevk etmektedir (Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001, § 36).

Caydırıcı etki doktrini ve siyasi ifade özgürlüğü

AİHM, siyasi ifade özgürlüğünün önemini göstermek maksadıyla caydırıcı etki doktrinini kullanmakta; bu nedenle siyasetçilere yönelik olarak verilen cezalar küçük de olsa ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki doğabileceği sonucuna ulaşmaktadır  (Lombardo ve diğerleri/Malta, § 61).

Kamusal menfaatlerle ilgili politik tartışmalar

AİHM, Lombardo ve diğerleri/Malta başvurusunda; Yerel Konsey gibi seçilmiş bir kuruluşun ihmal ya da icraatına yönelik eleştirilere ilişkin kısıtlamaların çok istisnai koşullarda haklı gösterilebileceğini belirtmiştir. AİHM, Yerel Konsey gibi siyasi bir kurumun kendisine yönelik eleştirilere karşı daha yüksek düzeyde bir hoşgörü göstermesi gerektiğine işaret etmiştir. AİHM’ye göre kamusal menfaatlerle ilgili politik konuşmaları ya da tartışmaları sınırlamaya dair alan oldukça dardır. AİHM, başvuru konusu olayın kamusal menfaatlerle ilgili politik tartışmalar kapsamında olduğunu ve makalenin de olaya basın aracılığıyla kamunun dikkatini çekmek amacını taşıdığını belirtmiştir.

Politik tartışmaların olgusal temeli olmalıdır

AİHM Lombardo ve diğerleri/Malta başvurusunda politik tartışmaların belli kelimelerin yorumu üzerinde oybirliği gerektirmediği, başvurucuların toplantı tekliflerinin reddedilmesinin Yerel Konseyin halka danışmadığı yönündeki iddialar için kullanılan değer yargıları bakımından yeterli bir olgusal temel oluşturduğu tespitini yapmıştır. AİHM, böyle olmasa dahi değer yargılarının ispatlanmasının beklenemeyeceğini ve başvuru konusu olaydaki değer yargılarının iyi niyetle dile getirilmediğini gösteren hiçbir bulgu olmadığını belirtmiştir. AİHM -her koşulda- devam etmekte olan bir politik tartışma kapsamındaki ifadeler bakımından olgu isnadı ve değer yargıları arasındaki ayrımın da daha az önemli hâle geldiğine işaret etmiştir.

AİHM, başvuruculara yönelik yaptırımın onların gelecekte Yerel Konseyi eleştirme konusunda isteksiz davranmaya sevk edebileceği hususunun da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. AİHM bu gerekçelerle, başvuru konusu olaydaki ifadelerin kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aşmadığını belirtmiştir. AİHM, yargılamanın ceza yargılaması olmayıp tazminat davası olmasının ve verilen tazminatın nispeten düşük olmasının da müdahaleye dayanak olan gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı sonucunu değiştirmediği kanaatine varmıştır (Lombardo ve diğerleri/Malta, §§ 52-63).

İlginizi çekebilecek makaleler

Siyasi ifade özgürlüğü ve AYM

Siyasi ifade özgürlüğüne müdahalenin varlığı

TBMM’de yaptığı konuşmada ve basına yaptığı açıklamalarda kullandığı sözler nedeniyle başvurucu aleyhine manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale vardır.

Siyasi ifade özgürlüğüne müdahalenin kanuniliği

22/11/2001 tarihli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri ile 6098 sayılı Kanun’un 58. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

Meşru Amaç

Başvurucunun tazminata mahkûm edilmesine ilişkin kararların başkalarının şöhret veya haklarının korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük

İfade özgürlüğü nedir?

İfade özgürlüğü, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.

Demokratik toplumda ifade özgürlüğünün önemi

Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın  [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42-43).

Müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmalıdır

Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir.

İfade özgürlüğünün sınırlanması

İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51). (siyasal ifade özgürlüğü)

İfade özgürlüğüne müdahalenin orantılılığı

Orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret etmektedir.

Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti halinde orantılılık ilkesi yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, §§ 57;  Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50; Hakan Yiğit, §§ 59, 68).

İfade özgürlüğüne müdahale zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır

İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

Siyasetçinin kamuoyuna aktardığı görüşleri ifade özgürlüğünün korumasındadır

Bir siyasetçinin kamuoyuna aktardığı görüşleri başkaları açısından değersiz veya yararsız görülse bile kişilerin sübjektif değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır (Kemal Kılıçdaroğlu,  § 52).

Başkalarının şöhret veya haklarının korunması

Anayasa’nın 26(2) fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının şöhret veya haklarının korunmasıdır. Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Kemal Kılıçdaroğlu,  § 54).

İfade özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında adil denge

AYM, mevcut başvuruya benzer başvurularda, aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun konuşmasındaki iddialar ve ifadeler nedeniyle davacının müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini değerlendirmektedir (Kemal Kılıçdaroğlu,  § 56).

Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2), § 64).

Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, AYM’nin denetimindedir. Dolayısıyla AYM, bir kısıtlamanın ifade özgürlüğü ile bağdaşıp bağdaşmadığına karar vermede yetki sahibi olan iç hukuktaki son mercidir (Kemal Kılıçdaroğlu,  § 57). (siyasal ifade özgürlüğü)

Siyasetçinin ifade özgürlüğü ve AYM’nin değerlendirmesi

Somut olayda, başvurucunun iddiaları kamusal çıkarlarla ilgilidir. AYM’ye göre kamu hizmeti veren bir belediyenin görevlilerinin adının karıştığı soruşturmaların bir siyasi parti lideri olan başvurucunun (Kemal Kılıçdaroğlu) sıkı ve yakın denetimi altında olması doğaldır.

AYM’ye göre derece mahkemeleri, başvurucunun kullandığı sözlerin hedefinin davacılar olduğu sonucuna başvurucunun konuşmalarını değil, konuşmada sözü edilen soruşturma dosyasını esas alarak ulaşmıştır.

Başvurucu, konuşmalarında davacıların kimliklerini açıklamamıştır. AYM, doğrudan hedef almadığı halde dolaylı bağlantılarla davacıların kimliklerinin ortaya çıktığı ya da çıkma riski olduğunun kabul edilmesini aşırı bir yorum olarak değerlendirmiştir. Aksinin kabulü kamusal konuşmaları imkânsız hale getirecektir.

Siyasetçilerin bazı ifadeleri şiddetli tepki çekebilir

AYM’ye göre siyasetçilerin kullandıkları bazı sözler açıkça polemik çıkarmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarlarını konsolide etmeye yönelik siyaset üsluplarının, siyasal ifade özgürlüğünün bir parçası olarak kabul edilebilir.

Siyasetçinin ifadelerinin olgusal temeli vardır

Derece mahkemeleri tarafından, olgusal bir temele sahip olmadığı takdirde aşırı olarak nitelendirilebilecek ifadeler, olayın koşulları gözetilmeksizin değerlendirme konusu yapılmıştır. Derece mahkemeleri, başvuruya konu sözleri kaba olarak nitelendirmiştir. Buna karşın bu sözlerle konuşmadaki diğer açıklamalar arasındaki bağlantılar mahkemelerce göz ardı etmiştir. Bunların başvurucunun yorum ve değerlendirmelerinde kullanılmasının gerekli olup olmadığı incelenmemiştir.

AYM, başvurucunun siyasal ifade özgürlüğü ile ilgili müdahalenin toplumsal bir ihtiyacı karşıladığının ikna edici bir şekilde, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır (siyasal ifade özgürlüğü).

Siyasetçilerin ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler caydırıcı etki oluşturabilir

Siyasetçilerin ifade özgürlüğüne başka bir deyişle siyasal ifade özgürlüğüne yönelik herhangi bir müdahalenin bu özgürlüğün kullanımı üzerinde caydırıcı etki oluşturabileceği gerçeği gözetildiğinde bazı davacılara önemsiz miktarlarda tazminata hükmedilmiş olması başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleyi haklı gösteremez.

Başvurucunun siyasal ifade özgürlüğü ile ilgili müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı ve orantılı da olmadığı; bu sebeplerle de demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda siyasal ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir.

İhlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için ihlal tespitiyle ve yeniden yargılama suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya manevi tazminat da ödenmesi gerekir.

AYM, siyasetçi olan başvurucunun siyasal ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve başvurucuya net 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Siyasi ifade özgürlüğü hakkında AYM kararı. AYM, siyasi ifade özgürlüğü (siyasal ifade özgürlüğü) konusunda güncel bir karar verdi. AYM, CHP Genel Başkanı Kemal Kılçdaroğlu’nun (siyasetçinin ifade özgürlüğü) yaptığı bireysel başvuruda ihlal kararı verdi.

İçindekiler tablosu