Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır

221
Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır
Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü vardır

Su kirliliğinin çevresel etkileri yaşam alanlarımız ve toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi (AYM) su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda önemli bir karar verdi. AYM, kamu otoritelerinin su kirliliğinin çevresel etkileri ve bunun önlenmesi ile ilgili pozitif yükümlülüklerinin bulunduğuna karar verdi (karar metnine buradan ulaşabilirsiniz: Binali Özkaradeniz ve diğerleri, B. No: 2014/4686, 1/2/2018).

Başvurucular, köylerinin yakınında bulunan akarsuya arıtma yapılmadan kanalizasyon bağlandığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular bu nedenle yaşanan su kirliliği yüzünden köyde halkının bazı hastalıklara yakalandıklarını belirtmişlerdir. Yaşamları bu kirlilik nedeniyle tehlikeye girmiştir. Başvurucular gerekli tedbirlerin alınması için idareye başvurmuşlardır. Ancak bu müracaatların reddedilmesi üzerine açtıkları dava reddedilmiştir.

Çevre ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nde (AİHS/Sözleşme) sağlıklı çevreyle ilgili herhangi bir hak bulunmamaktadır. Ancak çevreye verilen zarar ve çevresel riskler sonucunda Sözleşme’den öngörülen bazı hakların  ihlali söz konusu olabilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) çevreyle ilgili konulardaki içtihatlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Su kirliliği ile ilgili mevzuat

Sözleşme‘nin özel ve aile hayatına saygı hakkı başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

Anayasa‘nın özel hayatın gizliliği başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

”Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.”

Özel hayat kapsamındaki tüm hukuksal çıkarlar Sözleşme‘nin 8. maddesi kapsamında güvence altına alınmıştır. Ancak söz konusu hukuksal çıkarların Anayasa‘nın farklı maddelerinin koruma alanına girmektedir. Bu kapsamda Sözleşme‘nin 8. maddesinde yer alan hakların temel olarak Anayasa’nın 20., 21. ve 22. maddelerinde düzenlenmiştir (bkz: Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 41).

AYM’ye göre bireyin maddi ve manevi varlığı üzerinde de etkileri bulunan çevresel meseleler bu konuda özel ve ayrı olarak düzenlenmiş bulunan Anayasa‘nın 20. maddesinde yer alan özel ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında ele alınmalıdır.

Özel hayatın korunması kapsamında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dahildir. Bu bağlamda kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuksal çıkan da özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınmaktadır. Fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı kapsamında güvence altına alınan hukuksal çıkarlardan biri de sağlıklı bir çevrede yaşama hakkıdır (AYM, E.2013 /89, K.2014/116, 3/7/2014). Dolayısıyla su kirliliğinin çevresel etkileri bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda AİHM’nin yaklaşımı

AİHM, su kirliliğinin çevresel etkileri konusunu bazı kararlarında irdelemiştir. Dzemyuk/Ukrayna kararında başvurucu yaşadığı evin civarına mezarlık inşa edilmesi neticesinde su şebekesinin kirlendiğini ve evinin neredeyse yaşanmaz, toprağın ise kullanılmaz hale geldiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca yetkili makamların, mezarlığın kaçak olduğuna ilişkin kesinleşmiş ve bağlayıcı nitelikteki kararı icra etmediğini iddia etmiştir. Mezarlığın kapatılması ve kendisinin başka bir yere nakledilmesi konusunda hiçbir çaba içinde bulunmadıklarından yakınmıştır (Dzemyuk/Ukrayna, B. No: 42488/02, 4/9/2014, §§ 77-92).

AİHM, kişilerin maruz kalma olasılığı bulunan bir faaliyetin tehlikeli etkilerinin özel ve aile hayatları ile yeterince yakın bir bağlantının bulunduğu durumlarda Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanacağını kabul etmiştir. AİHM, somut olayda başvurucunun sağlığı ile ilgili güncel bir zararının olduğuna dair herhangi  bir  verinin mevcut  olmadığını tespit etmiştir. Ancak yapılan mezarlığın konumunun başvurucunun yaşam kalitesini de etkileyecek şekilde yaşamı ve konutuyla sıkı bir bağlantı oluşturduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle, AİHM Sözleşme‘nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir (Dzemyuk/Ukrayna, § 82).

AİHM, esas yönünden  yaptığı  incelemede ise şikayet edilen su kirliliğinin çevresel etkileri hususunun kamu makamlarınca dikkate alınmadığı gerekçesiyle Sözleşme‘nin 8. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Dzemyuk/Ukrayna, §§ 87-92).

AİHM özellikle, davalı devletin mezarlığın inşasına ve ulusal hukuk düzenlemelerinin ihlal edilerek mezarlığın kullanılmasına karşı koymadığını tespit etmiştir. Ayrıca çevre ile ilgili yetkili makamların kararları da göz ardı edilmiştir. Mezarlığın kapatılması konusunda kesinleşmiş mahkeme kararı yerine getirilmemiş ve su kirliliğinin çevresel etkileri dikkate alınmamıştır.

AİHM’nin su kirliliğinin çevresel etkileri konusunu incelediği bir diğer karar da Taşkın ve diğerleri/Türkiye kararıdır (B. No: 46117/99, 10/11/2004, §§ 111-126). AİHM, altın madeninin çevresel bakımdan kamu yararına olmadığının idari yargı tarafından tespit edildiğine vurgu yapmıştır. AİHM, derece mahkemelerinin bu tespitleriyle bağlı kalınması gerektiğini belirtmiştir. Söz konusu kararlara karşın idarece bu yönde bir uygulama  yapılmamasının  Sözleşme‘nin  8. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir varmıştır (Ayrıca bkz: Öçkan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 46771/99, 28/3/2006, §§ 37-50; Lemke/Türkiye, B. No: 17381/02, 5/6/2007, §§ 30-46).

Devletin pozitif yükümlülüğü konusunda şu makalelere bakabilirsiniz

Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda AYM’nin yaklaşımı

Asgari ağırlık eşiği değerlendirmesi

Çevresel meselelerin Anayasa‘nın 20. maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli koşulların varlığı gereklidir. Söz konusu çevresel rahatsızlığın; başvurucunun özel ve aile hayatına doğrudan bir etkide bulunması ve ciddi bir boyuta ulaşmış olması şartı aranır. Asgari ağırlık eşiğinin değerlendirilmesi somut bir zararın gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değil söz konusu alana ilişkin incelenebilir bir sorun doğurup doğurmadığı tespit edilerek yapılır.

Bu kapsamda söz konusu arıtma tesisinin işletilmesinde çıkan çevresel etkiler ile bireyin özel ve aile hayatına saygı hakkı arasında yeterince sıkı bir bağın varlığı gerekir.

Somut olayda başvurucuların evlerinin bulunduğu yerdeki akarsuya belediye tarafından herhangi bir arıtma yapılmadan kanalizasyon suyu döküldüğü derece mahkemelerince tespit edilmiştir.

Dolayısıyla idari ve yargısal makamların tespitlerinden hareketle kanalizasyon sularının arıtma yapılmaksızın akarsuya dökülmesi şeklindeki müdahalenin bölgede yaşayanlar açısından olumsuz etkilerinin olduğu açıktır.  Arıtma yapılmaksızın akarsuya kanalizasyon sularının dökülmesi neticesinde ortaya çıkan çevresel etkilerin başvurucuların özel ve aile hayatları ile konutlarının kullanımıyla sıkı bir bağlantı oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu sebeple başvuruya konu çevresel rahatsızlığın Anayasa‘nın 20. maddesi bağlamında inceleme yapılmasını gerektirecek ağırlıkta olduğu anlaşılmaktadır.

Özel hayata saygı bağlamında devletin pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır

Devletin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. AYM’ye göre muhtemel olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi veya en aza indirilmesi için tarafların menfaatlerinin titizlikle değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmenin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için de ilgili tarafların sürece etkin katılımının sağlanması gerektiği tartışmasızdır.

Esasa ilişkin yükümlülükler yönünden ise kamu otoritelerinin özel ve aile hayatına saygı hakkının etkili şekilde korunmasını güvence altına almak için gerekli tedbirleri alıp almadıkları önem taşır. Devletin Anayasa‘nın 20. maddesi uyarınca kişilerin özel ve aile hayatlarına saygı hakkı çerçevesinde sağlıklı bir çevrede yaşamayı sağlayan koruyucu bir mevzuat oluşturma ödevi vardır. Ayrıca denetim ve çevreyi koruyucu tedbirler alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin hem kirlenmenin önlenmesi hem de doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesi için gereken tedbirleri alması gerekir gerekmektedir.

Derece mahkemelerinin kararları caydırıcı etki oluşturmalıdır

Arıtım yapılmaksızın kanalizasyonun akarsuya dökülmesinin su kirliliğine yol açtığı derece mahkemelerince tespit edilmiştir. Aynı tespite valilik tarafından yapılan denetimler neticesinde de yer verilmiştir. Somut olayda devletin, bireylerin sağlığını olumsuz yönde etkileme tehlikesi barındıran kanalizasyon suyunun arıtılmadan akarsuya salınmaması yükümlülüğü vardır.

Derece mahkemelerince başvurucuların müdahale nedeniyle güncel bir maddi zararlarının bulunduğunun kanıtlanamadığı belirtilmiş ve manevi tazminat talepleri reddedilmiştir. Bu kararların gerekçelerinde esas olarak ileride tamamlanacak bir arıtma tesisinin yapımına başlandığı olgusuna dayanılmıştır. Ancak oluşan manevi zararlarının giderilmesi başvurucuların anayasal haklarının ihlali nedeniyle katlandıkları külfetin azalmasını sağlayacağı gibi benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi yönünden caydırıcı bir etki oluşturması bakımından da önem taşımaktadır.

İleride faaliyete girecek arıtma tesisi manevi zararları gideremez

Arıtma tesisinin ileride yapılacak olması, anayasal hakları ihlal edildiği tespit edilen başvurucuların manevi zararlarının giderilmesi bakımından yeterli görülemez. Çevresel rahatsızlığa kamu makamlarının yol açtığı gözetildiğinde başvurucuların anayasal haklarına yapılan müdahale neticesinde oluşan manevi zararlarının karşılanmasına neden gerek olmadığını makul bir şekilde izah etmeyen derece mahkemelerinin kararları ilgili ve yeterli değildir.

Bu nedenlerle başvurucuların özel ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında kamu makamlarının üzerine düşen pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Dolayısıyla Anayasa‘nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel ve aile hayatına saygı hakkı ihlal edilmiştir.

[KONU: Su kirliliğinin çevresel etkileri konusunda devletin pozitif yükümlülüğü, Binali Özkaradeniz ve diğerleri, B. No: 2014/4686, 1/2/2018]