Ana Sayfa Ceza Hukuku Suça teşebbüs ve gönüllü vazgeçme (TCK 35-36)

Suça teşebbüs ve gönüllü vazgeçme (TCK 35-36)

Suça teşebbüs nedir? (TCK 35) Ceza hukukunda suça teşebbüsün cezası nasıl belirlenir? Gönüllü vazgeçme nedir? (TCK 36) Gönüllü vazgeçme şartları nelerdir? Kasten öldürmeye teşebbüs ve gönüllü vazgeçme Yargıtay kararları.

Ceza hukukunda suça teşebbüs nedir (TCK 34)

Ceza hukukunda suça teşebbüs işlenmesi kastedilen ve elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başlanan bir suçun kişinin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamamasıdır. Türk Ceza Kanunu‘nun (TCK) 25. maddesinde tanımlanan suça teşebbüs, suçun icraya başlanmasıyla tamamlanması arasında söz konusu olan hukuki bir durumdur.

Ceza hukuku bağlamında suçlar, suç yolu olarak isimlendirilen belli bir süreç içerisinde işlenir. Bu süreçte fail, öncelikle belli bir suçu işlemeye yönelik karar oluşturur, ardından bunun icrasına yönelik hazırlık yapar ve suçun icrası kapsamında hareketleri icra eder veya neticeyi gerçekleştirerek suçu tamamlar. Ancak bazen bir suçun icrasına başlanmasına rağmen failin elinde olmayan nedenlerle suçlar tamamlanamaz. İcrasına başlanan ancak elde olmayan sebeplerle tamamlanamayan suçlara, teşebbüs hâlinde kalmış suçlar denir.

Kanunlarda suçlar tanımlanırken bu suçun oluşumu için varlığı gerekli olan unsurlar gösterilmekte, dolayısıyla bu unsurların gerçekleşmesiyle birlikte suçun tamamlandığından ve dolayısıyla failin ceza sorumluluğunun doğduğundan söz edilmektedir. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir gereği olarak tüm unsurları tamamlanmamış bir suç söz konusu olduğunda failin cezalandırılmaması gerekir.

Ceza kanunlarının genel kısmındaki teşebbüse ilişkin hükümler yasal tanımdaki unsurları tam gerçekleştirilmemiş olsa da doğrudan icrasına başlanarak kamu düzenini belli bir ölçüde bozmuş bir fiilin cezalandırılmasına imkân sağlar. Bu nedenle teşebbüse ilişkin düzenlemeler ceza sorumluluğunun alanını genişleten hükümlerden sayılmaktadırlar.

Suça teşebbüs şartları

Tamamlanmış bir suç ile teşebbüs aşamasında kalmış olan bir suç arasında unsurlar bakımından temel bir farklılık yoktur. Ancak teşebbüs, suçun maddi unsurlarından fiil veya netice yönünden tamamlanamamış olması yönünden tamamlanmış suçtan ayrılır.

Tamamlanmış suçlarda, suçun yapısal olarak incelenmesine tipikliğin maddi unsurlarından başlanırken, suça teşebbüs aşamasında kalan suçlarda ise bu unsur teşebbüsü var eden eksikliği bünyesinde bulundurur. Bu açıdan, teşebbüste öncelikle failin kastının hangi suçu işlemeye yönelik olduğu belirlenmeli, ardından kastedilen suçun icrasına başlanıp başlanmadığının değerlendirilmelidir.

Suça teşebbüs şartları şunlardır:

1- Kasten işlenen bir suç ve bu suçu işlemeye yönelik kast bulunmalıdır

2- İcra hareketi niteliğindeki fiiller gerçekleştirilmelidir

3- Suçun icrasına yönelik elverişli hareket gerçekleştirilmelidir

4- İcra hareketi failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamamalı ya da icra hareketi tamamlanmasına karşın neticenin gerçekleşmiş olması.

Kasten işlenen bir suç ve bu suçu işlemeye yönelik kast bulunmalıdır

TCK’da “işlemeyi kastettiği bir suçu” ibareleriyle bu şarta işaret edilmiştir. Buna göre, suça teşebbüs hakkındaki hükümler, ancak kasten işlenen suçlar bakımından uygulanabilir.

Suça teşebbüs hâlinde kalmış suçlarda kast gereklidir. Buradaki kastın belirli bir suçu teşebbüs aşamasında bırakmaya yönelik olmayıp suçu tamamlamaya yönelik kasttır. Bu nedenle, ayrı bir teşebbüs kastından söz edilemez. Teşebbüste kast, tamamlanmış suçlarda olduğu gibi ilgili suçun işlenmesi yolundaki son ve kesin kararı ifade eder ve suçun kanuni tarifindeki maddi unsurları kapsar.

Buna göre kastın suç tipindeki hareketi, kullanılacak araçları, kanuni tanımda ayrıca öngörülmüşse neticeyi, fiil ile netice arasındaki nedensellik bağını, mağdurun suç tipine uygun özelliklerini, suçun konusunu ve failin suç tanımına uygun vasıflarını kapsaması gerekmektedir. Fail bu tür bir suç kastına fiili doğrudan doğruya icraya başladığı anda sahip olmalıdır.

Failin kastının hangi suçu işlemeye yönelik olduğu hususu somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak hâkim tarafından belirlenecektir. Örneğin failin hedef gözeterek mağdurun karnına bıçakla bir kez vurduktan sonra bıçağı çevirerek sağ böbreğinin alınmasına ve karaciğer ile kalın bağırsakta birden fazla yaralanmaya neden olması durumunda etraftakilerin müdahalesi üzerine eylemine devam edememesi olayında fail öldürme kastıyla hareket etmiş sayılır.

Suça teşebbüs için icra hareketi niteliğindeki fiiller gerçekleştirilmelidir

Bir fiilin teşebbüs aşamasında kaldığının söylenebilmesi için failin kastettiği suçu işlemeye yönelik icra hareketlerine başlamış olması gerekir. Teşebbüs için icra niteliğindeki hareketlerin gerçekleştirilmesi gerekir. Kural olarak hazırlık hareketleri cezalandırılmaz. Bunun nedeni, bu aşamada failin hareketleri ile korunan hukuki değer bakımından ciddi bir tehlike teşkil etmez. Ayrıca failin suça yönelik iradesini bu tarz hareketlerden açıkça belirlemek mümkün değildir.

Ayrıca yasa koyucu değişik gerekçelerle hazırlık hareketlerini bağımsız suç olarak tanımlayabilmektedir. Örneğin TCK’nın 220. maddesinde yer alan suç işlemek için örgüt kurma, işlenmesi amaçlanan suçlar için hazırlık hareketi niteliğinde olmasına rağmen cezalandırılmıştır.

Bu açıdan teşebbüsün oluşumu için kanunda hazırlık hareketlerinin bağımsız bir suç olarak cezalandırdığı durumlar dışında, hazırlık hareketlerinin ötesine geçen bazı faaliyetlerde bulunulması gerekir.

Doğrudan doğruya icraya başlama, suça teşebbüsün doğduğu anı belirlemektedir. Belli bir suçun işlenmesine yönelik hazırlık hareketi ile bu suçun icrası kapsamında gerçekleştirilen fiiller arasında ince bir çizgi bulunmaktadır ve bu hususta varılacak sonuç doğrudan failin sorumluluğunu etkilemektedir. Bu nedenle, teşebbüsün başlangıcı bakımından hazırlık-icra hareketi ayrımı büyük bir öneme sahiptir.

Buna göre, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilen hareketlerin gerçekleştirildiği, bu hareketlerin özellikle suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olduğu, suçun konusu bakımından bir tehlikeye sebebiyet verdiği hâllerde, artık doğrudan doğruya icraya başlamanın bulunduğu kabul edilmelidir.

Örneğin yağma suçunda malın alınmasını önlemeye yönelik direnci kırmaya yönelik cebir ve tehdidin gerçekleştirilmesiyle icra hareketlerinin başladığı kabul edilir. Diğer yandan hırsızlık suçunda ise hırsızlık yapmaya karar vermiş failin, evin kapısını açmaya çalışırken yakalanması durumunda henüz suçun konusuyla yakın bağlantı içinde olan, suçun konusunu tehlikeye sokan bir hareket gerçekleşmediğinden hırsızlığa teşebbüs edildiği söylenemez. Hırsızlıkta kişinin kapıyı açmaya çalışmak, konut dokunulmazlığını ihlale ve mala zarar vermeye teşebbüs teşkil etmekle birlikte, hırsızlık için hazırlık hareketleridir.

Neticeli suçlarda, bu neticenin gerçekleşmesine sebebiyet veren fiile bağlı olan hareketler de icra hareketi sayılır. Ancak, serbest hareketli suçlar bakımında, genel yaşam tecrübesine ve hayatın olağan akışına göre hareketin yasadaki tarifteki neticeyi gerçekleştirmeye elverişli olup olmadığına bakılarak icra hareketinin bulunup bulunmadığına karar verilir. Örneğin hasmı olan birisini öldürmek amacıyla silahı doğrultup nişan almak icra hareketidir ancak hasmını öldürmek için zehir satın alması belirleyici bir niteliğe sahip olmadığından hazırlık hareketi olarak kabul edilir.  

Suçun icrasına yönelik elverişli hareket gerçekleştirilmelidir

Teşebbüsten bahsedilebilmesi için kastedilen suçun icrasına “elverişli hareketlerle” ve doğrudan doğruya başlanılması gerekir. Bir fiilin doğrudan doğruya icraya başlama sayılabilmesi için elverişli olması gerekir. Elverişlilik, kastedilen suçun icrası sırasında gerçekleştirilen hareketlerin suçun yasal tarifindeki unsurları gerçekleştirmeye uygun olmasıdır. Hareketin tipikliğin unsurlarını meydana getirebilme yeteneğine elverişlilik denir.

Elverişliliğin sadece kullanılan araçlar açısından değil aynı zamanda suçun konusu da dâhil bütün unsurlar bakımından mevcut olmalıdır. Suçun icrasında kullanılan araçlar, fiilin elverişliliğinin belirlenmesinde belirleyici olabilir. Elverişlilik, sırf kullanılan araç değil, bu da dikkate alınarak, fail tarafından girişilen faaliyetin tümü, hareket ve mevcut diğer şartlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmede fiilin gerçekleştirildiği şartlar da göz önünde bulundurulmalıdır.

Elverişlilik, tarafsız bir gözlemcinin bilgi ve öngörüsü, normal hayat tecrübeleri esas alınarak objektif olarak belirlenir. Böyle bir değerlendirme sonucunda fiilin suçun kanuni tarifinde unsur olarak yer alan neticeyi gerçekleştirmeye uygun olmadığı veya bu fiilin suçun konusu bakımından herhangi bir tehlike doğurmadığı belirlenmişse suça teşebbüsten söz edilemez.

Failin sahip olduğu özel bilgiler de elverişliliğin tespitinde etkili olabilir. Hemofili hastası olduğu bilinen bir kişinin hafif de olsa yaralanması veya şeker hastalığı bilinen bir kişiye şeker verilmesi bu duruma örnek verilebilir. Bu hareketlerin kasten öldürme suçu bakımından elverişli olduğu konusunda şüphe yoktur.

İcra hareketi failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanamamalı ya da icra hareketi tamamlanmasına karşın neticenin gerçekleşmiş olması

Suçlar, kanuni tanımlarına göre, icra hareketlerinin veya neticenin gerçekleştirilmesiyle tamamlanırlar. Yasadaki tanımında suçun tamamlanmış sayılabilmesi için hareketin dışında neticeni gerçekleşmesine de unsur olarak yer verilmemişse (sırf hareket suçlarında olduğu gibi), bu suç icra hareketlerinin gerçekleştirilmesiyle tamamlanır. Bu tür suçlar bakımından teşebbüs kanuni tarifteki icra hareketlerinin tamamlanması safrasına kadar söz konusu olur.

Teşebbüsün ilk şekli failin elinde olmayan nedenlerle suçun icra hareketlerini tamamlayamamasıdır.  Örneğin hakaret suçu, hakaret teşkil eden hareketlerin icrasıyla tamamlanır. Bu nedenle hakaret suçu, hakaret teşkil eden sözlerin sözlü olarak söylendiği durumda teşebbüse elverişli değildir. Hakareti oluşturan fiil veya olgular bir mektupla gerçekleştiriliyorsa, mektup karşı tarafa ulaşıncaya kadar suçun icrası devam ettiğinden teşebbüs hali söz konusu olur.

Neticeli bir suç söz konusuysa, bu suçun tamamlanmış sayılabilmesi için suç tipinde unsur olarak yer alan hareketlerle (hareketin ifade ettiği haksızlıkla) birlikte, neticenin (neticenin ifade ettiği haksızlığın) da gerçekleşmesi gerekir. Ancak bu tür suçlarda, failin daha fazlasını sağlamak istediği hâlde daha azını elde ettiği hâllerde de suçun tamamlandığını kabul etmek gerekmektedir.

Neticeli suçlarda teşebbüs iki şekilde gerçekleşebilir. Öncelikle fail elverişli hareketlerle suçun icrasına başlamış ancak elinde olmayan sebeple hareketleri tamamlayamamıştır. Kasten öldürme suçunu işlemek üzere silahıyla hedef alarak tetiğe basmak üzere olan failin üzerine üçüncü kişinin atlayarak ateş etmesini engellemesi bu duruma örnek verilebilir.

İkinci olarak fail icra hareketlerini tamamlamış olmasına rağmen elinde olmayan sebeplerle neticeyi gerçekleştirememiş olabilir. Bu durumda yasalda öngörülen neticeyi gerçekleştirmeye elverişli hareket icra edilmiş olmasına rağmen beklenen netice gerçekleşmemiştir. Failin kasten öldürmek için silahını ateşlemiş, isabet ettirmiş ancak ağır yaralanan mağdurun ölmemesi buna örnek verilebilir. Bu durumlarda icra hareketlerinin tamamlanmış olabilmesi için failin isabet ettirmesi gerekmez. İsabet ettiremese bile suçun icra hareketleri tamamlanmıştır. Ancak failin elinde olmayan sebeplerle netice gerçekleşmemiştir.

Suça teşebbüste verilecek ceza

Teşebbüs suçları için verilecek cezanın belirlenmesinde teşebbüs hükümlerinin uygulanmasını sağlayan asıl suç dikkate alınır. Ancak teşebbüs durumunda suçun tamamlanmış şekline göre indirim uygulanır.

TCK’nın 35/2 fıkrasında teşebbüs durumunda kalmış suçlarda cezada yapılacak indirim oranı belirlenmiştir. Hâkim, teşebbüs hâlinde meydana gelen zararın ya da tehlikenin ağırlığını dikkate alır. TCK’da suç için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüşse, on üç yıldan yirmi yıla kadar hapis; müebbet hapis cezası öngörülmüşse, dokuz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer süreli hapis cezalarında ise dörtte birden dörtte üçe kadar cezada indirim yapılır.

Gönüllü vazgeçme (TCK 36) nedir

Teşebbüsün oluşumu için, icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da icra hareketleri tamamlanmasına karşın neticenin elde olmayan nedenlerden gerçekleştirilememesi gerekir. İcra hareketlerinin tamamlanmaması ya da neticenin gerçekleşmemesi failin elinde olan nedenlerden kaynaklanmışsa suça teşebbüs yoktur. Buna gönüllü vazgeçme denir. Gönüllü vazgeçme TCK’nın 36. maddesinde düzenlenmiştir.

Failin kendi iradesiyle icra hareketlerine devam etmemesi ya da bu hareketleri tamamladıktan sonra etkin ve iradi davranışıyla neticenin gerçekleşmesini engellemesine gönüllü vazgeçme denir. TCK’ya göre suçun tamamlanması aşamasına kadar gönüllü vazgeçme mümkündür. Suçun icrası sırasında her zaman vazgeçme mümkündür.

Gönüllü vazgeçme, cezayı kaldıran şahsi bir sebeptir. Gönüllü vazgeçme teşebbüsü oluşturan icra hareketlerinden sonra gerçekleşir. Teşebbüs sırasındaki haksızlığın unsurlarını ve failin kusurluluğunu etkilemez. Gönüllü vazgeçme, teşebbüs aşamasındaki haksızlıkla ilgili olarak failin cezai sorumluluğunu kaldırır.

Gönüllü vazgeçme, icrası tamamlanmamış suçlarda söz konusu olabilir. TCK’nın 36. maddesine göre gönüllü vazgeçmede, failin iradi olarak icra hareketlerini sürdürmemesi ya da icra hareketlerini tamamlamasına karşın kendi gayretiyle neticenin gerçekleşmesini engellemesi gerekir.  

Gönüllü vazgeçme ilk olarak icra hareketleri safrasında mümkündür. Fail bazı durumlarda icra hareketinin devamı esnasında, icra hareketlerini tamamlama imkânı bulunmasına rağmen icraya devam etmemiş olabilir. Hasmını öldürmek için silahını nişan almış olan failin, mağdurun olay sırasında ortaya çıkan çocuklarına acıması üzerine eylemini gerçekleştirmemesi bu duruma örnek verilebilir.

Neticeye unsur olarak yer veren suçlarda, fail hem icra hareketi safrasında, hem de icra hareketlerinin tamamlanmasından sonraki aşamada vazgeçebilir. Bu tür suçlarda, icra hareketlerini devam ettirmeyerek gerçekleşen vazgeçme bakımından yukarıdaki yapılan açıklamalar aynen geçerlidir. Buna karşılık, icra hareketlerinin tamamlanmasından sonraki safrada vazgeçmenin mümkün olabilmesi için kanun koyucu suçun tamamlanmasının veya neticenin gerçekleşmesinin önlenmesini aramıştır.

Failin kendi çabalarıyla neticenin gerçekleşmesini engellemiş olması gerekmektedir. Failin çabaları neticenin gerçekleşmesini engellemeyi amaçlamalıdır. Fail üçüncü kişinin yardımını alarak da neticenin gerçekleşmesini engelleyebilir. Neticenin gerçekleştirilmeme konusunda salt bir vazgeçme iradesi yeterli değildir. Bunun yanı sıra failin bizzat kendi çabalarıyla neticenin gerçekleşmesini engellemiş olması da gerekir. Failin göstereceği çaba, yürümekte olan nedensellik serisinin kesilmesine yönelik kesin ve iradi bir faaliyet olmalıdır.

Faili ceza sorumluluğundan kurtulabilmesi için gönüllü vazgeçmenin başarılı olması gerekir. Suç tamamlanmış ve netice gerçekleşmişse tamamlanmış suçtan fail sorumlu tutulur. Ancak fail icra hareketlerini tamamladıktan sonra, mağdur bizzat veya üçüncü bir kişi kasti olarak neticenin önüne geçilmesine engel olmuşsa, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması mümkündür. Vazgeçme hükmünün uygulanabilmesi için neticenin gerçekleşmesini engellemeye yönelik gönüllü ve ciddi bir çabanın varlığı yeterlidir.

Neticeli suçlarda icra hareketlerinin tamamlanmasından sonra gönüllü vazgeçmenin mümkün olmadığı hâller de vardır. Fail işlemeyi kastettiği suçun icra hareketlerini tamamladığı ancak amacına ulaşamadığı durumda gönüllü vazgeçme mümkün değildir. Failin öldürme kastıyla ateş edip isabet ettiremediği ya da failin icra hareketine devam etme olanağı bulunmadığı durumda, gönüllü vazgeçmeye uygun bir teşebbüs yoktur.

Teşebbüsten dolayı ceza sorumluluğunun kalkması vazgeçmenin gönüllü olmasına bağlıdır. Vazgeçmenin gönüllü olması demek, failin icrasına başladığı suçu “ihtiyari” olarak tamamlamaması demektir.

Vazgeçmenin gönüllü olması, failin suç işleme kararını kaldırmasını ifade eder. Fail serbest bir iradeyle isteyerek vazgeçmişse, kendi kararının hâkimi olarak bu yolu seçmişse gönüllü vazgeçmiştir. Fail suçu tamamlama, yani hareketlerini sonuna kadar götürebilmesi mümkün olmasına rağmen, icra hareketlerine son verdiği hâllerde gönüllü vazgeçmenin varlığını kabul etmek gerekmektedir. Dolayısıyla dış etkenler veya mağdurun kaçması gibi sebeplerle suçun tamamlanamadığı hâllerde gönüllü vazgeçmeden bahsedilemez.

Gönüllü vazgeçmenin ceza üzerindeki etkisi

Gönüllü vazgeçmede faile teşebbüs aşamasına gelen suçtan dolayı ceza verilmez. Ceza sorumluluğu, sadece teşebbüs aşamasındayken gönüllü olarak vazgeçilen suçlarda gönüllü vazgeçme olabilir. Bu aşamaya kadar içre edilen fiiller eğer başka bir suç da teşkil ediyorsa, failin bundan kaynaklanan sorumluluğu saklıdır. Kasten öldürme suçunun icrasından gönüllü olarak vazgeçilmesi durumunda o ana kadar tamamlanan hareketler kasten yaralama suçu (TCK 86) oluşturur.

Suça teşebbüs nedir? (TCK 35) Ceza hukukunda suça teşebbüsün cezası nasıl belirlenir? Gönüllü vazgeçme nedir? (TCK 36) Gönüllü vazgeçme şartları nelerdir? Kasten öldürmeye teşebbüs ve gönüllü vazgeçme Yargıtay kararları.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR