TCK 220/7 fıkrasının öngörülebilir olmadığına ilişkin AİHM kararı
TCK 220/7 fıkrasının öngörülebilir olmadığına ilişkin AİHM kararı

TCK 220/7 fıkrasının öngörülebilir olmadığına ilişkin AİHM kararı

TCK 220/7 fıkrasının öngörülebilir olmadığına ilişkin bireysel başvuruda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ihlal kararı verdi. AİHM, TCK 220/7 fıkrasında yer alan “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla yargılanan ve hapis cezasına mahkum edilen kişiler hakkında önemli bir karar verdi (Bakır ve diğerleri/Türkiye, B.No: 46713/10, 10/7/2018). [Başvuruya ilişkin basın bildirisine buradan ulaşabilirsiniz].

Olayların Özeti

Başvurucular Marksist Leninist Komünist Parti’ye (MLKP) yardım ve yataklık iddiasıyla gözaltına alınmıştır.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen başvuruculara katıldıkları bazı eylemler, ev baskınında ele geçirilen belgeler ve yayınlarla ilgili sorular yöneltilmiştir.

Başvurucuların hepsi yasal gösterilere katıldıklarını kabul etmişlerdir. Başvurucular bu gösterilerde yasadışı slogan atmadıklarını belirterek örgüte yardım (TCK 220/7) suçlamasını kabul etmemişlerdir. Başvurucular ayrıca olay tarihinde evlerinde ele geçirilen malzemelerin yasadışı bir unsur taşımadığını ileri sürmüşlerdir.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Levent Çakır, Deniz Bakır, Alihan Alhan, Necla Çomak, Metin Kürekçi, Latife Canan Kaplan ve Uğur Güdük tutuklanmasına, geri kalan başvurucuların serbest bırakılmasına karar vermiştir.

Ankara Cumhuriyet Savcısı iddianamede başvurucuların katıldığı 17 Aralık 2005 ve 19 Şubat 2006 tarihli iki gösterinin valilikten izinli olarak ticaret odaları ve sivil toplum örgütleri tarafından düzenlendiğini ifade etmiştir. Savcı ayrıca polislerin kaydettiği görüntülere dayanarak, başvurucuların ESP (Ezilenlerin Sosyalist Partisi) ve SGD (Sosyalist Gençlik Derneği) bayrakları taşıdıklarını, internetten edinilen bilgilere göre de bu iki yapının MLKP ile ilişkili olduğunu belirtmiştir. Başvuruculara TCK’nin 314 ve TCK 220/7 fıkralarına göre yasadışı örgüt üyeliği suçlaması yöneltilmiştir.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan ilk duruşmada başvurucular yasal olan 17 Aralık 2005 ve 19 Şubat 2006 tarihli iki gösteriye de katıldıklarını kabul etmişlerdir. Başvurucular ev aramaları sırasında ele geçen materyallere ilişkin kolluk tutanaklarının içeriğini kabul etmemişlerdir.

22 Haziran 2006 tarihli duruşmada Latife Canan Kaplan, Uğur Güdük ve Levent Çakır serbest bırakılmıştır.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesi TCK’nin 314(2) fıkrasının TCK 220/7 ve 314(3) yollamasıyla, örgüt üyeliğinden Metin Kürekçi, Necla Çomak ve Alihan Alhan’ın 6 yıl 3 ay, Deniz Bakır’a ise 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Geriye kalan başvurucuların her biri de TMK’nin 7(2) fıkrası uyarınca yasadışı örgüt propagandası yapmaktan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmışlardır.

Yargıtayın bozma kararı sonrasındaki süreç

Yargıtay bu kararı propaganda cezası yönünden bozmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılamada Metin Kürekçi, Necla Çomak ve Alihan Alhan tahliye edilmiştir. Derece mahkemesi yargılamada sonucunda 17 Ocak 2007 tarihli kararında direnmiştir.

Ağır ceza mahkemesi kararında, her ne kadar ESP ve SGD’nin yasal olsalar da faaliyetlerinin MLKP ile paralel olduğunu belirtmiştir. Derece mahkemesi, ESP ve SGD üyelerinin açlık grevindeyken güvenlik güçleri tarafından öldürülen MLKP üyelerini “şehit” olarak gördüklerini ve anma törenleri düzenlediklerini gözlemlemiştir. Mahkeme ayrıca MLKP tarafından internete koyulan bildirinin ESP ve SGD’nin amaçlarının birbirine benzediğini belirtmiştir (TCK 220/7).

Ağır Ceza Mahkemesi, Metin Kürekçi, Necla Çomak, Alihan Alhan ve Deniz Bakır’ın TCK 220/7 fıkrası ile TCK’nin 314(2) ve (3) fıkraları uyarınca MLKP ile aralarındaki organik bağ ve eylemlerindeki süreklilik ve çeşitlilik gerekçesiyle örgüte yardım etmek suretiyle örgüt üyesi olma suçundan cezalandırılmalarına karar vermiştir. Levent Çakır, Uğur Güdük, Latife Canan Kaplan, Serdar Kır, Selçuk Mart, Mehmet Ali Tosun, Filiz Uluçelebi ve Mesut Açıkalın hakkında ise halkı şiddete teşvik ettikleri gerekçesiyle TMK’nin 7(2) fıkrasında düzenlenen örgüt propagandası yapma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Yargıtay bu kararı onamış, Necla Çomak dışındaki başvurucuların cezaları infaz edilmiştir.

5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında Metin Kürekçi, Alihan Alhan, Deniz Bakır, Necla Çomak, Levent Çakır, Serdar Kır, Selçuk Mart ve Filiz Uluçelebi hakkında verilen hapis cezası 2 yıl 1 aya düşürülmüş, örgüt propagandası yapma suçundan yargılanan başvurucuların cezalarının 3 yıl ertelenmesine karar verilmiştir.

TCK 220/7 fıkrası

TCK’nin 220/7 fıkrası söyledir:
“(Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.”

Başvurucuların ihlal iddiaları

Başvurucular, TCK 220/7, 314(3) ve TMK’nin 7(2) fıkrası uyarınca verilen cezaların öngörülebilir olmadığını ve meşru bir amaç taşımadığını belirtmişlerdir. Başvurucular bu durumun Sözleşme’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğüne ve 11. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri hakkına aykırı olduğu ileri sürmüştür.

Bu konuya ilişkin şu yazılara bakabilirsiniz

TCK 220/7 fıkrası ile ilgili AİHM’nin değerlendirmesi

Örgüt üyesi olma suçu ve cezası yönünden

AİHM, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliğinin 2012 ve 2017 tarihlerinde Türkiye hakkında yayımladığı görüşlere; Venedik Komisyonunun 11-12 Mart 2016 tarihli TCK’nin 216., 299., 301. ve 314. maddelerine ilişkin uzman görüşüne; İnsan Hakları İzleme Örgütünün 2010 tarihli ve Uluslararası Af Örgütünün 2013 tarihli raporlarına yer vererek değerlendirmede bulunmuştur.

AİHM’ye göre, TCK’nin 220/7 (örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek) ve 314(2) fıkralarına dayanılarak örgüt üyesi olma suçuyla cezalandırılması toplantı ve gösteri hakkına bir müdahale teşkil eder.

AİHM, değişen kanun sonrasında başvuruculara verilen cezaların indirilmesinin ya da erteleme kararı verilmemesinin başvurucuların mağdurluk statüsünü ortadan kaldırmadığını belirtmiştir.

Kanunla öngörülebilir, meşru ve demokratik toplumda gerekli olma koşulu

AİHM, bu bağlamda cenazeye katılarak zafer işareti yapan ve slogan atan bir kişiye TCK’nin 220(6) fıkrası uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinin öngörülebilir olmadığına karar verdiği Işıkırık/Türkiye kararına göndereme yapmıştır.

AİHM, başvurucuların TCK’nin 220/7 fıkrasına göre MLKP üyeliğinden hapis cezası ile cezalandırılmalarının gerekçesi olarak 17 Aralık 2005 tarihinde bir eyleme katılmalarının, MLKP’nin propagandasını yapmalarının, MLKP lehine slogan atarak kalabalık kitleyi yönetme ve insanları şiddete teşvik etmelerinin,  üzerinde ESP yazan kıyafetler giyip pankartlar taşıma ve kollarına kurdele takmalarının gösterildiğine dikkat çekmiştir.

Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucuların MLKP ile “organik bağı” olduğu kanaatindedir. Derece mahkemesi başvurucuların diğer kişileri MLKP’nin planı doğrultusunda yönlendirdikleri ve örgüte yardım ettiklerine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesine göre ESP ve SDG her ne kadar yasal yapılar olsalar da MLKP ile organik bir bağı bulunmaktadır. ESP ve SDG, MLKP ile bağlantılı faaliyetler gerçekleştirmektedir.

AİHM’ye göre, Türkiye’deki mahkemeler 220/7 fıkrasındaki “üyelik” kavramını çok geniş yorumlamaktadır.

Somut başvuruda olduğu gibi derece mahkemeleri sadece bir eyleme katılmış olmayı, slogan atma, üzerinde ESP yazan bir kıyafet giymeyi, pankart taşımayı örgüt “adına” hareket ettiği şeklinde yorumlamakta ve o kişiyi “gerçek örgüt üyesi gibi” cezalandırmakta yeterli görmektedir.

Süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk koşulu

AİHM’ye göre, TCK’nin 314. maddesinden (örgüt üyesi olma suçu) ceza vermek için eylemin/suçun süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içerip içermediğinin ve belli bir hiyerarşik yapı altında olup olmadığının denetlenmesi gerekir. Bu maddenin 220/7 fıkrası ile bağlantılı olarak uygulanması durumunda derece mahkemeleri bu kriterleri denetlemeden aşırı geniş yorumlayarak ceza vermektedir.

Benzer eylem ve gösteriler sırasındaki eylemleri nedeniyle, aralarında TCK 220/7 fıkrasının da olduğu değişik ceza kanunu hükümleri uyarınca kişilerin cezai sorumluluklarının belirlenmesine ilişkin Yargıtayın da yerleşik bir içtihadı bulunmamaktadır.

Kanun metninin geniş şekilde yazılması, yorumlanması ve uygulanması kabul edilemez

Madde lafzının bu derece geniş şekilde yazılması, yorumlanması ve uygulanması kişilerin kamu otoritelerinin keyfi müdahalelerine karşı yeterli korumayı sağlamamaktadır (TCK 220/7).

Sözleşme’nin 10. ve 11. maddesinin kapsamına giren bir eylemden ötürü hapis cezası verilirken, başvurucularla MLKP bünyesinde suç işleyen bir kişi arasında ayrım yapılmamıştır. AİHM’ye göre, terörle mücadelenin zorlukları göz ardı edilemez. Ancak bir yasal düzenlemenin bu derece geniş bir şekilde uygulanması, örgüt üyeliğine dair hiçbir somut delilin olmadığı durumlarda temel bir hak ve özgürlüğün kullanımının örgüt üyeliği ile eşdeğer tutulmasına yol açacak bir etkiye sahip olduğunda meşru kabul edilemez.

TCK 220/7 caydırıcı etki oluşturmaktadır

Deniz Bakır’a 7 yıl 6 ay, Metin Kürekçi, Necla Çomak ve Alihan Alhan’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinin ardından bu cezalar 2 yıl 1 aya düşürülmüş olsa da başvurucular bu cezaları çekmiştir. AİHM’ye göre bu cezalar, başvurucuların eylemleri karşısında çok ağır ve orantısız bir yaptırımdır. Bu cezalar sadece ceza alan kişi üzerinde değil, aynı zamanda barışçıl bir şekilde politik tartışmalara ve eylemlere katılmak isteyen kişilerin de ifade ile toplantı ve gösteri özgürlüklerini kullanma konusunda caydırıcı bir etki oluşturur (TCK 220/7).

AİHM bu nedenle, müdahalenin (TCK 220/7) kanun tarafından öngörülemez olduğuna karar vermiştir. Müdahalenin meşru bir amaç taşıyıp taşımadığını ve demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını inceleme gereği duymamıştır. AİHM, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlaline hükmetmiştir.

Örgüt propagandası yapma suçu ve cezası yönünden

Başvurucular, TMK’nin 7(2) fıkrasına göre örgüt propagandası yapma suçundan cezalandırılmışlardır.

AİHM, düzenlemenin öngörülebilir olup olmadığı sorusunu yanıtlama gereği duymamıştır. AİHM, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemeye karar vermiştir.

AİHM, daha önce Türkiye’ye karşı benzer bireysel başvurularında (Gül ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 4870/02, §§ 32-45; Menteş/Türkiye (no.2), B. No: 33347/04, §§ 39-54; Kılıç ve Eren/Türkiye, B. No: 43807/07, §§ 20-31) Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinden ihlal karar vermiştir. Söz konusu bireysel başvuruda da AİHM farklı bir sonuca varmak için davalı devletin yeni bir argüman sunmadığını belirtmiştir (TCK 220/7).

AİHM, başvurucuların “M-L-K-P”, “Yaşasın partimiz MLKP”, “Devrimin zaferi, biji MLKP”, “İşçiler partiye, MLKP’ye”, “Yaşasın 1. Kürdistan konferansı” sloganları atmakla, üzerinde ESP ve SDG yazan kıyafetler giymekle, kırmızı kurdele takmakla ve evlerinde yapılan aramada ele geçirilen kitaplarla suçlandıklarına dikkat çekmiştir (TCK 220/7).

AİHM, Ağır Ceza Mahkemesi kararında başvurucuların şiddete teşvik ettiği ya da herhangi bir terör yöntemi kullandığı, kamu düzeni üzerinde herhangi bir etkileri olduğu, eylemin barışçıl olmadığı ya da başvurucuların şiddet kullandığı gibi noktaların açıklanmadığını belirtmiştir.

AİHM’ye göre başvurucular, üzerinde ESP ve SGD yazan kıyafetler ve şapkalar takarak, slogan atarak ya da bildiri dağıtarak şiddeti ya da birilerinin zarar görmesine neden olmamışlardır. Buna göre derece mahkemeleri, başvuruculara verilen örgüt propagandası yapma cezasını Sözleşme’nin 11. maddesi uyarınca ilgili ve yeterli şekilde gerekçelendirememiştir.

AİHM, başvuruculara verilen cezanın ağırlığını dikkate almıştır. AİHM’ye göre şiddet çağrısı yapmayan başvuruculara MLKP propagandası yaptıkları gerekçesiyle verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezası demokratik bir toplumda gerekli değildir. TCK 220/7 fıkrasının öngörülebilir olmadığından Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal edilmiştir.