Varsayıma dayalı ceza verilmesi masumiyet karinesini ihlal eder

386
Varsayıma dayalı ceza verilmesi masumiyet karinesini ihlal eder
Varsayıma dayalı ceza verilmesi masumiyet karinesini ihlal eder

Varsayıma dayalı ceza verilmesi masumiyet karinesini ihlal eder

AYM, varsayıma dayalı ceza verilmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğine karar verdi. AYM, Ahmet Altuntaş ve Diğerleri(B. No: 2015/19616, 17/5/2018) bireysel başvurusunda varsayıma dayalı ceza verilmesi neticesinde Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verdi (karar ilişkin basın duyurusuna buradan ulaşabilirsiniz).

Varsayıma dayalı ceza verilmesine ilişkin olaylar

Başvurucular, bir tarım arazisinin malikleridir. Başvuruculara, arazilerinde anız yakıldığı gerekçesiyle idari para cezası (varsayıma dayalı ceza) kesilmiştir.

Başvurucular, birçok tarım arazisinin bitişik olduğunu, bir arazide başlamış olan yangının rüzgârın etkisiyle diğer arazilere sıçradığını, kendi arazilerindeki yangının da bu şekilde meydana gelmiş olabileceğini belirterek idari cezanın iptal edilmesini talep etmişlerdir. İdare mahkemesi başvurucuların davasını reddetmiştir. İdare mahkemesinin kararı bölge idare mahkemesi tarafından onanmıştır.

Masumiyet karinesinin ihlaline ilişkin iddialar

Başvurucular; anızı yakanların tespit edilemediğini ancak mülk sahibi olmaları nedeniyle kendilerine ceza (varsayıma dayalı ceza) uygulandığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, Anayasa’nın 38. maddesindeki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Masumiyet karinesi konusuna AİHM’nin yaklaşımı

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6(2) fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

AİHM, suçluluk karinelerine ve ispat yüküne ilişkin olarak bazı ilkeler belirlemiştir. AİHM’ye göre Sözleşme’nin 6(2) fıkrasında korunan masumiyet karinesi (a) mahkemelerin kişinin suç işlediği varsayımından başlamamalarını, (b) ispat yükünün iddia makamına ait olmasını ve (c) her türlü şüpheden sanığın yararlandırılmasını gerektirmektedir. Bu kapsamda ispat yükümlülüğünün iddia makamından savunmaya devredilmesi kural olarak masumiyet karinesini ihlal eder (Telfner/Avusturya, B. No: 33501/96, 20/3/2001, § 15).

AİHM, Salabiaku/Fransa (B. No: 10519/83, 7/10/1988) kararında, fiili veya hukuki karinelerin her hukuk sisteminde bulunabileceğini, Sözleşme’nin kural olarak bu karineleri yasaklamadığını belirtmiştir. Ancak AİHM, taraf devletlerin ceza kanunlarıyla ilgili olarak bu meselede belli sınırlar içinde kalması gerektiğini vurgulamıştır.

AİHM’ye göre Sözleşme’nin 6(2) fıkrası, sadece mahkemeler tarafından usul kurallarının uygulanması sırasında saygı göstermekten ibaret bir güvence içermemektedir. Sözleşme’nin 6(2) fıkrasındaki “hukuka uygun olarak” ibaresi iç hukuka referansla yorumlanamaz. Bu şekildeki bir yorum, yasama organının mahkemelerin doğal değerlendirme yetkisini kaldırma ve masumiyet karinesini özünden yoksun bırakma hususunda serbest olması sonucunu doğuracaktır. Böylesi bir durumun adil yargılanma hakkını ve özellikle masum sayılma hakkını koruma altına almak suretiyle hukuk devletinin temel bir ilkesini güvenceye bağlayan 6. maddenin amaç ve hedefleriyle uzlaştırılması mümkün değildir.

Bu nedenle Sözleşme’nin 6(2) fıkrası, ceza kanunlarında düzenlenen hukuki ve fiili karinelere de kayıtsız değildir. Söz konusu fıkra, devletlerin bu karineleri ihtilaf konusu meselenin önemini dikkate alan ve savunma tarafının haklarını gözeten makul çerçevelerle sınırlamasını gerektirir (Salabiaku/Fransa, B. No: 10519/83, 7/10/1988, § 28).

Masumiyet karinesi ile ilgili şu yazılara bakabilirsiniz

Varsayıma dayalı ceza konusuna AİHM’nin yaklaşımı

AİHM, Sözleşmeci devletlerin ceza kanunlarına karine belirlerken davanın konusunun önemi ile savunma tarafının hakları arasında adil bir denge kurma yükümlülüğü altında bulunduklarını ifade etmiştir. AİHM’ye göre başvurulan araç ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında makul bir orantının var olması gerekir (Janosevic/İsveç, B. No: 34619/97, 23/7/2002, § 101).

AİHM, Pham Hoang/Fransa (B. No:    13191/87, 25/9/1992) kararında varsayıma dayalı ceza verilmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğine ilişkin şikayeti incelemiştir. Somut olayda yasa dışı yollardan uyuşturucu madde ithal etme ve gümrük kaçakçılığı yapma suçlarından verilen mahkumiyet kararının ilgili gümrük mevzuatında öngörülen kaçak malları mülkiyetinde bulunduran kişinin gümrük kaçakçılığı suçundan sorumlu tutulacağı yönündeki yasal karineye dayandırıldığı ileri sürülerek masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddia edilmiştir.

AİHM, başvurucunun savunma araçlarından tamamıyla mahrum bırakılmadığının ve aleyhine yüklenen karinenin aksi ispat edilemez türden olmadığının altını çizmiştir (Pham Hoang/Fransa, B. No: 13191/87, 25/9/1992, § 34).

AİHM, derece mahkemelerinin karar verirken maddi olayı dikkatli bir şekilde değerlendirdiklerini, dava dosyasında bulunan delilleri temel alarak mahkumiyet kararı verdiklerini, ilgili mevzuatta yer alan karinelere otomatik bir şekilde dayanmaktan kaçındıklarını belirtmiş ve bu nedenle şikayet konusu olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (Pham Hoang/Fransa, B. No: 13191/87, 25/9/1992, § 36).

Masumiyet karinesi konusuna AYM’nin yaklaşımı

Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” şeklinde düzenlenmiştir.

Anayasa’nın 36. maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anılan maddeye adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu itibarla masumiyet karinesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38(4) fıkrasında ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 33).

Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade eder.

İspat külfeti iddia makamına aittir

Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

Sanık masumiyet karinesi gereği suçsuz sayıldığı için yargılama yapılmakta ve maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılmaktadır. Maddi gerçeğe ulaşmak için suç isnadı altında olan kişiden masum olduğunu ispat etmesi istenemez. Çünkü suç isnadı altında da olsa kişi, hükmen sabit oluncaya kadar suçsuz kabul edilmektedir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 35).

İspat külfeti sanığa yüklenemez

Masumiyet karinesi kapsamında yer alan ve iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olması kuralı, Anayasa’nın 38.  maddesinin gerekçesinde de açıkça ifade edilmiştir. Bununla birlikte genel anlamda suçun kanıtlanması yükümlülüğü iddia edende kaldığı sürece savunmasını oluşturmak için ispat yükünü sanığa devreden kurallar ile hukuki veya fili varsayımların olduğu durumlarda ispat yükünün yer değiştirmesi masumiyet karinesine aykırılık taşımaz (AYM, E.2013/38, K.2014/58, 27/3/2014).

Ancak suç isnadını içeren karinenin aksinin başvurucu tarafından yargılama sırasında ispat edilebilmesinin mümkün olması, hakimin de bu yönde ileri sürülen iddiaları inceleyip kararını buna göre verebilmesi, bir başka ifadeyle karinelerin kişiyi otomatik olarak suçlu haline getirmemesi gerekir. Karineler, masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaşmamalı ve suç isnadı altındaki kişi savunma imkanlarından yararlandırılmalıdır (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017, § 36).

Bununla birlikte kabahat eylemleri nedeniyle uygulanan idari yaptırımlarda -adli suç ve cezalara nazaran- sorumluluk karinelerine ilişkin standartların daha esnek yorumlanması mümkündür. Ancak bu durumda dahi ispat bakımından kullanılan karinelerin masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir.

Masumiyet karinesi ve varsayıma dayalı ceza konusuna ilişkin AYM’nin değerlendirmesi

Derece mahkemesi, başvurucuların anız yakılan tarım arazilerinin maliki olmalarını idari para cezası yaptırımı uygulanması için yeterli görmüştür. Başvurucuların, mülkün sahibi olmaları, idari para cezası yaptırımına gerekçe yapılmıştır.

Tarım arazilerinde yapılan incelemede, anızı yakan kişiye ait herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Derece mahkemesi, anız yakıldığı tespit edilen arazilerin malikleri olan başvurucular tarafından taşınmazlarında anız yakıldığı yönünde herhangi bir ihbar veya suç duyurusunda bulunulmadığını dikkate alarak anız yakma eylemlerinin mülk sahiplerince gerçekleştirildiğine dair fiilî karineden yararlanmıştır. İspat yükü iddia edende bırakılmamış ve başvuruculara devredilmiştir. Bu karineye dayanılarak suç isnadı altındaki başvurucular, otomatik olarak suçlu konumuna düşürülmüştür. Diğer yandan kabahatin işlendiğine ilişkin olarak derece mahkemesince yapılan varsayımın aksinin ispatı mümkün değildir.

Derece mahkemeleri, mevcut düzenlemenin kapsamını objektif sorumluluk esaslarına göre genişleterek (varsayımlardan hareket ederek) başvuruların reddine karar vermiştir. Diğer bir ifadeyle somut olgular yerine aksi ispat edilemeyecek fiilî karineden yararlanılarak eylemler ile başvurucular arasında bağ kurulmuş ve kabahatin işlendiğine karar verilmiştir.

AYM, başvurucuların kendilerini savunma bakımından idare ile aralarında önemli bir dezavantaj oluştuğu ve böylelikle ispat bakımından kullanılan karinenin masumiyet karinesini ihlal eder boyuta ulaştığı kanaatine varmıştır. Başvuruculara savunma imkânı tanınmış olması da masumiyet karinesinin ihlalini telafi edememiştir.

AYM, bu gerekçelerle Anayasa’nın 36(1) ve 38(4) fıkralarında güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlaline karar vermiştir. AYM, Ahmet Altuntaş ve Diğerleri(B. No: 2015/19616, 17/5/2018) bireysel başvurusunda varsayıma dayalı ceza verilmesi neticesinde Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verdi.