Yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi ihlaldir

-

Yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi savunma hakkını ihlal eder

Anayasa Mahkemesi (AYM) Yargıtay bozma ilamı gereğince çekilen müdafi yerine yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi ile ilgili olarak ihlal kararı verdi (Karar metni için bkz: Ali Adaçay, B. No: 2014/13081, 22/3/2018)

Başvurucu, Yargıtay bozma ilamı gereğince çekilen müdafi yerine yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi hususunu ihlal sebebi olarak değerlendirdi.  Başvurucu ayrıca, atanan bu müdafinin ilk derece mahkemesi kararını dahi temyiz etmediğini belirterek savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür (Zorunlu müdafi konusuna AİHM’nin yaklaşımı ile ilgili olarak bkz: Zorunlu müdafi atanmasına ilişkin AİHM kararı).

Yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi ile ilgili mevzuat

AYM söz konusu iddiaları Anayasa’nın 36(1) fıkrası çerçevesinde değerlendirmiştir. İlgili fıkra şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Savunma hakkı nedir?

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca herkes savunma hakkı ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Savunma hakkının sağladığı güvenceler, esasen adil yargılanma hakkının kapsamında yer almaktadır. Savunma hakkı, hukuk devleti ilkesinin gereklerinden ve adil yargılanma hakkının önemli güvencelerinden biri olması nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde açıkça ifade edilmiştir.

Anayasa’nın 36. maddesine göre herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Savunma hakkı tanınmadan kişilerin cezalandırılması, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyet karinesine de uygun değildir. Bu nedenle savunma hakkının sağlanmadığı bir yargılamanın adil olduğundan söz edilemez (Yusuf Karakuş ve diğerleri, B. No: 2014/12002, 8/12/2016, § 70).

Şüpheli ve sanığa salt savunma hakkının tanınması yeterli değildir. Şüpheli ve sanığın savunma için Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen meşru vasıta ve yollardan yararlandırılması da gerekir. Savunmada başvurulacak meşru vasıta ve yollar arasında avukatların teknik bilgilerinden ve tecrübelerinden yararlanma olanağı da bulunmaktadır (Yusuf Karakuş ve diğerleri, 72).

Müdafi ile temsil edilme hakkı

Müdafi ile temsil edilme hakkının bir gereği olarak 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesine göre hakkında suç isnadı bulunan bir kimse kendisi bir müdafi seçebilir.

Müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederek bir müdafi atanmasını talep ederse mali imkanlardan yoksun olup olmadığına bakılmaksızın bu kişiye müdafi atanır.

Aynı maddeye göre sanığa isnat edilen suçun kanunda öngörülen cezasının alt sınırının beş yıldan çok olması ve kendisine bir müdafi seçmemiş olması halinde sanığın istemi aranmaksızın resen bir müdafi tayin edilir.

Diğer yandan yetkili adli merciler, görevlendirilen müdafinin etkin bir hukuki yardımda bulunmadığını, görevini gerektiği gibi yerine getirmekten kaçındığını tespit ettiklerinde özen yükümlülüğünün gereği olarak gerekli müdahalelerde bulunmalıdırlar (Yusuf Karakuş ve diğerleri, § 75).

(Zorunlu müdafi konusuna AİHM’nin yaklaşımı ile ilgili olarak bkz: Zorunlu müdafi atanmasına ilişkin AİHM kararı)

Zorunlu müdafi, vekaletnameli müdafi ile aynı yetkileri haizdir

Sanığa zorunlu bir müdafi atandığından haberdar edilmiş olması şartıyla tayin edilen  zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğ, aynen vekaletnameli müdafide olduğu gibi hukuki sonuçlarını doğurur.

Yargıtaya göre sanığın zorunlu müdafiyi azletme ve değiştirilmesini isteme hakkı vardır. Kendisine zorunlu müdafi atandığından haberdar olan sanık buna itiraz etmediği taktirde zorunlu müdafinin yapmış olduğu ve kendisinin açıkça karşı çıkmadığı tüm tasarrufların sonuçlarına katlanmak zorundadır.

Sanığın kendisine yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi durumunda, zorunlu müdafiye yapılan tefhim ve tebliğ kendisine bağlanan hukuki sonuçları doğurmaz (Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30/12/2014, §50).

Yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi

Somut olayda, başvurucu hakkında kasten adam öldürme eylemi nedeniyle kamu davası açılmıştır. Derece mahkemesinin 19/1/2011 tarihli kararıyla başvurucunun müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Derece mahkemesinin kararı temyiz üzerine bozulmuştur.

Bozma öncesi yapılan yargılama sırasında başvurucunun avukatı başvurucunun vekilliğinden çekildiğini bildirmiştir. Derece mahkemesince 5271 sayılı Kanun’un 150(3) fıkrası gereğince başvurucuya baro tarafından müdafi görevlendirilmesi isteğinde bulunulmuştur.

Baro tarafından görevlendirilen müdafi, görevlendirildikten sonraki ilk oturuma katılmamıştır. Karar duruşmasında ise söz alarak başvurucunun önceki savunmalarına aynen katıldığını belirtmekle yetinmiştir. Müdafi beraat kararı verilmesini talep etmiş ancak, müebbet hapis cezasına ilişkin kararı temyiz etmemiştir.

Hakkında yakalama kararı çıkartılan ve o tarihten beri kaçak bulunan başvurucu, bozma sonrasında yapılan yargılamaya iştirak etmemiştir. Başvurucu tarafından seçilen müdafinin çekilme isteğini bildirmesinden sonra 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesi uyarınca yeni müdafi atanmıştır.

1136 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca başvurucuya seçmiş olduğu müdafinin çekilme isteği başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Dolayısıyla yeni atanan zorunlu müdafi başvurucuya bildirilmemiştir.

Yeni atanan zorunlu müdafinin sanıkla bir araya gelmesi zorunludur

Yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi neticesinde müdafi ile başvurucu, yargılama sürecinde hiçbir zaman bir araya gelmemiştir. Karar oturumuna katılan müdafi, başvurucunun önceki savunmalarını tekrar ettiğini belirtmekle yetinmiştir.

AYM, daha önce önüne gelen başvuruda, savunmasını yaptıktan sonra zorunlu olmadığı halde kendisine müdafi atanan ve bu atamadan haberdar edilmeyen kişi yönünden müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiği iddiasını kabul edilemez bulmuştur (bkz:Sadık Şimşek, No: 2014/19469, 21/11/2017).

Bozma öncesi savunmalara yapılan atıf yeterli değildir

Ancak somut olayda, başvurucu ile herhangi bir bilgi ve görüş alışverişi yapmayan zorunlu müdafinin savunması, başvurucunun dosya kapsamında mevcut önceki savunmalarına atıf yapmaktan ibarettir. Başvurucunun atıf yapılan bu savunmalarında zafiyet bulunduğu hususu Yargıtay tarafından tespit edilerek bozma konusu yapılmıştır.

Dolayısıyla yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi sonucunda, etkin bir hukuki yardımda bulunabilmesi için müdafiye dosyayı çalışma ve gerekli görürse başvurucuya danışarak savunmasını hazırlama imkanı verilmemiştir. Bozma öncesi savunmalara yapılan atıf yeterli görülerek karar verilmesi, savunma hakkını telafi edilemez şekilde ihlal etmiştir.

Bu nedenle AYM, adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar metni için bkz: Ali Adaçay, B. No: 2014/13081, 22/3/2018

AYM, Yargıtay bozma ilamı gereğince çekilen müdafi yerine yeni atanan zorunlu müdafinin başvurucuya bildirilmemesi ile ilgili olarak ihlal kararı verdi

Anayasa Mahkemesi karar arama

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarına buradan ulaşın.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar arama

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına buradan ulaşın.

BİZİ TAKİP EDİN

EN SON YAZILAR

Tümü

EN ÇOK OKUNANLAR